Evlilik Hikayeleri 40- Şehidin Kızı

Bu haftaki evlilik hikayesi beni çok etkiledi. Böyle birisi alenen müdahil olmuş da kaderin çizgisini değiştirmiş gibi...

Sözü Keriman Şahin'e bırakıyorum. Çok teşekkür ederim bu güzel hikaye için!

Annemle babamın hikayesini anlatmak istiyorum ben de...

Annem Karaman'da büyümüş, kız meslek okulunu bitirmiş, evde birkaç parça şey dikerek harçlığını çıkarıyormuş. Babası o çok küçük yaştayken Kore Savaşı'nda şehit düşmüş ve annesi yani anneannem 23 yaşında dul kalmış. Tekrar evlenmemiş hem de iki kızını ele güne muhtaç etmemek için aşçılık yaparak hayatını sürdürmüş. Anneannemin hayatı bambaşka bir konu. 64 yıl boyunca yalnız yaşayan anneannemin zorlu bir hayatı olmuş.
Anneme gelecek olursak; 

liseyi bitirince görücüler kapıları aşındırmaya başlamış. Anneannem de babasız oldukları için laf söz de olmasın diye hemen kızlarını evlendirme niyetindeymiş. Ama bir de hayali varmış, kızlarını büyükşehire gelin vermek istermiş. Bu yüzden komşusu büyükşehirde eğitim görüp yine büyükşehirde memur olan yeğeninden bahsedince anneannemin çok hoşuna gitmiş. Gelsin birbirlerini görsünler, demiş. O zamanlar böyle oturup sohbet etmeler yok diye anlatır annem. Şöyle ben evin önüne çıkacağım süpürür gibi yapacağım, -evleri bahçeliymiş- kapının önünden geçerken de baban beni görecekmiş.

O sıralar üniversiteyi yeni bitirmiş babam memur olarak çalışmaya başlamış. Babannemler Konya'da yaşadığı için de Ankara'da tek başına yaşamak zorunda kalıp bekarlık canına tak edince teyzesinin sana kız bulduk haberini alınca ilk otobüsle Karaman'a yola çıkmış. Genelde görücü usulü evlilik yazılarında iki taraftan biri evlenmeyi istemiyor gibi şeyler oluyor ya, bizimkilerin ikisi de epey evlilik meraklısıymış. 😀

Gece geliyor babam sabah da teyzesi ile anneannem görüşüyor ve annemin başına al bir yazma takıp kapıyı süpürmeye yolluyorlar. Annem diyor ki, kapıyı süpüreyim diye çıkarken üzerime bayramlık elbiselerimi giydirdiler, o zamanlar kendime ipek bir elbise dikmiştim, üzerimdeki ipek elbise ve elimdeki çalı süpürgesiyle kapıya indim.

Annem başını eğip kapının önünü süpürmeye başlamış. Utancından başını hiç kaldıramamış. Babam bir defa geçmiş görmemiş, iki defa geçmiş, üç defa geçmiş. Annem başını kaldırmıyormuş. Sonra da anneannem yeter gari gel, demiş ve içeriye girmiş. 

Teyzesi babama fikrini sorunca babam kızı göremedim ki demiş. Ama endamı güzeldi demiş. Sanırım annemin boyunu posunu beğenmiş. Zaten hikayenin ilginç kısmı da burada. 

Buradan sonra babamın işe dönmesi gerekmiş ve isteme gibi merasimleri babam yokken babannem ve dedemler aracılığıyla yapılmış. Babamın teyzesi isteme falan bitince babama mektup yazmış, oğlum senin boyun kaçtı, diye sormuş. Babam da boyunu yanlış biliyormuş ve 5 santim fazla söylemiş. 

Annem de uzun boylu bir kadındır, teyze acaba bizimkinden daha mı uzun diye düşünmeyi sonradan akletmiş. Mektuptaki cevap üzerine aynı boydalarmış diye bahsetmiş.

Babamla annem düğünden önce bir kere yüz yüze görüşmüşler onda da annem odada otururken babam yanına girmiş. Yine boyunu kimse fark etmemiş. 

Her şey bitince annemin daha uzun olduğu ortaya çıkmış ama kader işte. Annem hiç topuklu ayakkabı giyemedim diye zaman zaman babama latife yapar. Ben de onların bu hikayesini dinleyince babamın boyunu yanlış söylemesi sayesinde doğduğumuzu düşünürüm. 😃

Not: Siz de hikayenizi bizimle paylaşmak isterseniz ki çok mutlu oluruz, nabrutvebiz@gmail.com adresinden benimle iletişime geçebilirsiniz.




Hiç yorum yok