Mehmet Bey ne yapıyor diye soranlar oluyordu. Bize yeni bir mail yollamış. Hesap ödeme konusunda bir şerh de ben yazacağım ama sözü şimdilik Mehmet Beye bırakıyorum;

Ara not: Daha önce denk gelmediyseniz Mehmet Bey kimdir bilmiyorsanız, en son kısma yazarın tüm yazılarının linkini ekledim.

Nabrut Hanım;

Uzun bir ara oldu. Aradan 3 ay geçti. 3 ayda da başımdan pek çok olay geçti. Medeni durum hususunda ise gene aynıyım. Yarın doktora için hazırlamam gereken 3 tane sunumum var artı kongre sekreterya işleri ancak tabiatımdan ötürü sanırım bu yazıyı yazmam gerekli diye düşünüyorum. 

İlk yazımda anlatmıştım ya bir işi yaparken başka hiçbir iş yapılmayacak düşüncesine karşıyım diye. İşte ben hayatta da buna karşı olduğumu fiilen gösteriyorum genelde. Bu siteye 2. yazımı yazdıktan 1 hafta sonra tezimi hocama teslim etmiştim. 3. Yazımı yazarken babam kalp krizi geçirmişti ve hastane de iyileşme sürecinde yanında refakat ederken o yazıyı yazıyordum. Babam da oğlum maşallah makale mi yazıyorsun demişti: D Canım babam bu yazıları hep yazarken benim akademik şeyler yazdığımı düşünüyor: D. Diğer yazılarımı yazarken de hep aynı durumlar geçerli idi. Sanırım stres altında iken daha iyi yazıyorum.

Gene bir yazı ile karşınızdayım. Başta şunu belirtmek istiyorum yazılarımı beğenip tekrar yaz diyen kişiler oluyor. Yazılarımı beğenmeyen kişilerde oluyor haliyle. Okumama hakları her zaman var. Bende beğenmemelerine hak verebiliyorum. Yine de kendimi ifade etmem gerektiğini hissediyorum. Okumak istemeyen kişiler okumayabilir. Dedikleri hiçbir eleştiriye alınganlık yapmıyorum. Fikirlerine de saygı duyuyorum.

Şunu da belirtmek istiyorum. Yazılarımda ben çok iyiyim karşı taraf kaka veya pis gibi bir zihniyette hiçbir zaman olmadım. Yazılarda bahsettiğim karşı tarafları hiçbir zaman bireysel olarak eleştirmemeye çalıştım. Ben sadece genel toplumsal zihniyetimizi ele aldım. Bu yazımda da aslında buna dikkat ederek yazdığımı karşı tarafları hiçbir zaman kötü görmediğimi, eleştirmediğimi veya kınamadığımı belirtmek istiyorum. Sadece nasip değilmiş. Kendi hakkımda bazı şeyler anlattım. Anlattığım şeylerde ki niyetim hiçbir zaman kendimi övmek değildi. Kendimi tanımlarken aşırıya kaçtım belki. Buda yanlış anlaşılmaya sebep oldu.

Son bir hususa değinip yazıma geleceğim. Yazdıklarım tam niyetimle anlaşılmıyor veya yanlış anlaşılıyor sanıyorum. Geçen yazımda görüşemediğim bireyleri anlatmıştım. Yazı sadece onunla alakalı idi. Hani kızların kendilerinin reddettiği durumları yazdım, kızlara hiç söylenmeyip annelerin veya babaların reddettiği durumları yazdım. Yazı tam anlaşılmadı sanırım bu sebeple sanki hep anneler reddetti gibi bir durum anlaşılmış. Yani öyle bir durum olmadı. Uluslararası sınavlarda okuduğunu anlamada çok gerideyiz. Bunun sebebinin ben şahsen insanlarımızın bir şey okurken yargıları ile beraber okuduğundan dolayı olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple tepkisel yaklaşıyoruz daha yazıyı okurken bile yorum yapıyoruz ve yazı asıl anlatmak istediği amaçtan farklı bir sonuç veriyor.

Yazılarımda kimseyi eleştirmiyorum. Kimseye kişisel bir laf etmiyorum. Kimse ile de bir husumetim yok. Ölene kadar kimse kızını vermese, hiçbir kızda beni kabul etmese gene de hiçbirini eleştirmemeye gayret ederim. Her olumsuzda bir hikmet olduğunu düşünüyorum lakin toplumda bu sebeple harama düşen binlerce genci de gözmezden gelemiyorum.

Bunları dedikten sonra yazıma geçeyim. Bu yazımda aslında başımdan geçen evlilik görüşmelerimi anlatacağım. 

Evet, nasıl başlayayım, nerden başlayayım… En iyisi hepimiz için büyük bir şok olan 15 Temmuz olayıyla başlayayım. 15 Temmuz yaşanmış. Tabi hepimiz için büyük bir şok. Ben 15 Temmuz olaylarından sonraki nöbetler tutulduğu sırada üniversite okuduğum ve anne memleketim olan şehirde idim. Mezun olmuşum ve aradan 1 sene geçmiş. Tabi akşamları meydan da nöbetlere çıkılıyordu. Şehir küçük olduğu çıktığım nöbetlerde de tanıdığım bazı büyüklerimle karşılaşıyordum. Neyse bir gün zamanında hani sohbet ortamında bana kızını münasip gören bir amca vardı ya onunla karşılaştım. Bir süre muhabbet ettik daha sonra bir sürü tanıdık kişinin olduğu bir piknik örtüsünün üzerinde oturduk. İlginçtir ki o zaman izcilik yaptırdığım lise sonlarda bir çocukta bizimle beraber aynı yerde oturuyordu. Allah’ın hikmeti ya birden başladı abi sen neden evlenmiyorsun demeye. Yanımda kızını vermeyen amca, diğer yanımda bu çocuk. Soruyor, diyorum boşver falan filan. Durmuyor tekrar soruyor. En son dedim ki yani ben birkaç kişiden istedim ama öyle böyle dediler vermediler diye bir açıklama yaptım. Nasip değilmiş işte diyip geçiştirdim. Tabi yanımdaki amca bu sözleri duydu. Muhtemelen de etkilendi. Biraz da o sıralarda vatan millet sakarya duyguları ile aracılara haber etti. Belki hatırlarsınız daha önce gitmiştim ancak amca doğuya gidiyorsun deyip kızını vermemişti.

Aradan günler geçti. Bana önceden bu amcanın kızı hakkında aracılık yapan amca tekrar bu kızdan bahsetti. Kendisi zaten camii imamı. Beni çağırıp camiye ikindi müezzinliği yaptırdıktan sonra meseleyi açtı. Bende olur dedim. Karşı tarafta olur demiş. Zaten analayacağınız kızın babası olan amca demiş bu amcada aracı olarak bana söylemiş. Karar verdik. İlk görüşmemizi bulunduğum şehirdeki bir mekan da karşı tarafın tanıdığı bir evli çiftin refakatinde yapmak için sözleştik. Tabi ben çok heyecanlıyım. Sonuçta 3 sene boyunca uğraştıktan sonra benim ilk görüşmemdi bu.

Günler geçti görüşme sabahı geldi çattı. Ablamın nışanında giydiğim güzel ceket gömlek, pantolon kreasyonumla görüşmeye gittim. Tabi o kadar uzun süre teoride çalışmışım ki pratikte ne yapacağımla ilgili aklımda çok temiz bir şema var. Kafeye oturdum beklemeye başladım. Neyse karşı taraf geldi. Tabi benim kalbim pır pır atıyor. Karşı tarafı daha önce ben birkaç vesile ile görmüştüm ama tabi bu niyetle karşılaşınca çok heyecanlanıyorsunuz. 
Karşımdaki hanım temiz yüzlü, güzel tesettürlü bir insandı. Bize refakat eden evli çift kalkınca ben “Muhtemelen gıyaben tanıştırılmışızdır ancak hani kendi lisanımızca da tanışalım” diye söze girdim. Sonra da hani adette önce erkeğin kendini tanıtması uygun diye müsaadesini isteyerek kendimi tanıttım. Biraz uzun bahsettim ki aklında bir şey kalmasın ve biraz gerilim azalsın. Sonra o kendini tanıttı ve 40-50  dk boyunca konuştuk. Tabi ben çok etkilendim. Sonuçta bu benim ilk evlilik görüşmem. Bir daha görüşebilir miyiz diye sordum. O da olur deyince müsaade isteyip kalktım. Evli çifte de selam verip mekandan çıktım. Tabi heyecanlıyım ya çok önemli bir şey unutmuşum. Mekandan çıkıp eve gidince aklıma geldi. Ben hesabı ödemedim !!! Allah’ım nasıl böyle bir şey yaptım? Heyecandan girdiğim gibi çıkmışım mekandan, birde hesap ödememişim.



İlk görüşmemden sonra ikinci görüşmeye gittim. Önce hesap ödeme hususunda zaten aracıya söylemiştim, kendisinden de çok özür diledim. Tabi ilk görüşmeden sonra bazı şeyleri daha rahat konuşabiliyorum. Ben görüşmelerde hem erkeğin biraz karşı tarafı rahatlatması hususunda daha çok konuşurum ancak hep arada sorarım sormak istediğiniz bir husus var mı diye? Yavaş konuşurum hani araya girmek ister diye, ya da bazen hiçbir şey sormam ya da söylemem. Sadece kalbimi dinlerim. Ne hissediyor diye. Bir kitap da öyle okumuştum. Bazen görüşürken susun bakalım kalbiniz konuşsun ne diyor diye. Tabi ben konuşuyorum, sıkmamaya dikkat ederek karşı tarafa sorular soruyorum. Genel meselelerden konuşuyordum. Ben bir şeyler soruyordum fakat karşımdaki hanım hiçbir şey sormuyordu nerdeyse. Sadece bir iki soru. Bir süre sonra şuna yakın bir diyolog geçti aramızda: “Sanırım siz çok düşünüyorsunuz, bu kadar düşünmeye ne gerek var. Ben duyguma göre hareket ederim, çok düşünmeye gerek yok” tarzı bir konuşma. Dürüst konuşmam gerekirse bende duyguya bakıyorum ama hiç düşünmeye gerek yok gibi bir tutum beni rahatsız etti. Bir süre sonra konuştuktan sonra şunu farkettim ki karşımdaki hanım ne kitap, ne de benzeri şeyleri nerdeyse hiç okumuyordu. Bir şeyler paylaşmakta sıkıntı çekiyordum.

Görüşme sona erdi. Tabi ben aklımda bunlarla beraber olumlu hissediyorum gene de çevremdeki büyüklerimle, kişilerle konuştuğumda bana bu kızın uygun olmadığını belirten ama kararın benim olduğumu söyleyen cümlelerde bulundular. Bende biraz düşününce samimi olarak uzun evlilik senelerinde bir paylaşımda bulunamayacağımı hissettim. Ortak bir paylaşma alanımız yoktu pek. Mesaj atarak durumu belirttim. Düşünce olarak pek uyuşamayacağımızı belirttim. Karşı taraftaki hanım da aynı şeyleri düşündüğünü belirtti böylece olay sona erdi.

2. görüşmem işe girdikten sonra sağolsun İstanbul’da bana aracılık yapan bir amcanın vesilesi ile oldu. Uzun bir süre birileri arayıp en son sanırım kimse yok dedikten sonra birden birinden haber gelmiş ve bu amca bana birinin resmini göstermişti. Tabi ben resmi görünce dürüst konuşmak gerekirse çok etkilendim ve hemen ailemle görüşüp olumlu fikrimi karşı tarafa ilettim. Onlarda olur dedikten sonra tabi İstanbul’a yola çıktım. İlk görüşmeyi aracı olan amcanın evinde yapacaktım ancak sanırım karşıdaki hanım böyle bir şeyi kabul etmemiş. Evin altında bulunan kafede görüşelim demiş. Tabi bana dediler ki hanım aşağıda seni bekliyor sen in bakalım. Benim için uygun olduktan sonra nerede görüşüldüğü pek fark etmiyordu ama sanırım kızlar için daha özel bir durum olduğu için rahatsız hissetmiş olsa gerek.

Neyse aşağı indim. Tabi gene çok heyecanlıyım ama çaktırmıyorum. Apartmandan çıktım bir baktım bu hanım ama surat 5 karış. Çok sinirli duruyor. Bir an kendimi o kadar kötü hissettim ki sanki kızı zorlamışlar görüş diye bende zorla görüşmesi istenen beyfendiyim. Selam verdim. Aldı. Sonra da oradan yakındaki bir kafeye geçtik. Konuşmaya başladık. İlk hanımdan ziyade bu hanımefendi çok kültürlü biriydi. Zaten belli idi konuşmasından ancak ben bir türlü ısınamıyordum. Çok güzel, bilgili bir kız ancak benim içim bir türlü ısınmıyordu. Sanki bir şeyler itiyor gibi hissettim. Hanımefendiye karşı açıklayamadığım bir rahatsızlık hissediyordum. Bir süre sonra fark ettim ki Hanımefendide acayip bir erkeksilik var. Yani hal hareketlerinde. Tabi sonra görüşme bitmeye yakın ne oldu? Ben apartmandan inerken cüzdanımı montumda unutmuşum. Allah’ım dedim hesap ödeme işinde neden hep bir aksilik çıkıyor diye düşünürken hemen bir mesaj attım yukarıda ki amcaya. Sağ olsun bana montu evin küçük kızlarından biri getirdi aşağı. Neyse ilk görüşme bitti ben gene görüşmek niyetinde olduğumu belirttim. Karşımdaki hanım da bir bakayım aileme sorayım gibi sanki görüşmek istemiyormuş tarzı bir cevap verdi. 1 gün sonra da görüşmeyi kabul etti. İlginç…

İkinci görüşme biraz daha sade bir mekanda idi. Mekana bayağı bir önceden ulaştım ben. Sonra bahsettiğim hanım geldi. Kendi kendime ya bu kız niye yürürken çavuş gibi yürüyor demeden edemedim. Neyse oturdu. Bu sefer daha güleç yüzlüydü. Konuştuk, konuştuk. İlk hanım hani düşünmemden rahatsız gibi idi ya. Bu görüştüğüm hanım ise özellikle ince düşündüğümü ve bunun ne kadar güzel olduğundan bahsediyordu. Konuşurken dedim ki ya ne güzel işte tam kitap okuyan, kültürlü, güzel istediğin gibi bir kız. Ama bir türlü ısınamıyorum. Beni iten bir şeyler var. Konuşurken ileriye düşündükçe benim midem ağrıyor tabi. Neyse en son biraz anlamak için hissettiğim durumu anlattım. Hoşlandığımı düşündüğümü ancak hani içimde bir şeyin beni geri ittiğini söyledim. Belki fıtratlarımız ayrıdır diye belirttim. Hiç karşılık bir cevap vermedi. Ben şöyle hissediyorum tarzı bir şey demedi. Sadece evet fıtrat farkı var gibi sert usluplu bir şey dedi. Dürüst konuşmak gerekirse bir türlü rahatsızlığımı atamadım üstümden. Hep beni iten bir his vardı. Kendimi çok ikna etmeye çalıştım ama bir süre sonra fark ettim ki çok zorluyorum. Bu sebeple münasip bir şekilde görüşme bittikten sonraki gün mesajla olmayacağını belirttim. 

Hala kendime yanlış mı yaptım acaba diyorum ancak o zamanlar ait anılarım gelince hakikaten olması için kendimi çok zorladığımı ama inanılmaz bir rahatsızlık hissettiğimi de hatırlıyorum. Zaten çevremdeki büyüklerimde aynı şekilde belirtti durumu. Nasip değilmiş.

Neyse bu olay geçtikten sonra ben gene annemim yakını bir teyzenin aracılığıyla bir kızın resmi gösterildi. O zaman da yüksek lisansımı yaptığım şehirdeyim. Bayağı uzağım İstanbul’a. Resmi gördüğüm de acayip makyajlı bir kız vardı. Bende makyajı dürüst konuşmam gerekirse sevmiyorum. Doğal haliyle insanlar zaten çok güzel bence. Gene de çok reddedilmişim ya yıllardır. Ayıp olmasın diye görüşmeye gittim İstanbul’a. Görüşeceğim kız babası çok zengin biriymiş vs. vs. diyorlar. Neyse görüşmeye bir amca ile gitmiştim. Tam tanımadığım için hanımı tanıyan biri olsun diye. Neyse amca beni de tanıyor. Hanım geldiğinde amca bizi tanıttı. Daha sonra amca ayrıldı. Biz konuşmaya başladık. Hanımefendi en azından fotoğraflardaki gibi makyajlı biri değildi. Hani demiştim ya ilk görüşmede böyle bir çekim, ikinci görüşmede ise böyle inanılmaz bir itme hissetmiştim diye. Bu görüşmede hiçbir şey hissetmedim. Sanki arkadaşımla oturuyormuş gibi hissediyordum. 
Kendimi tanıttım o kendini tanıttı. Biraz konuşurken filan ben bazı başımdan geçen olayları anlatırken bir esnafın beni sen Avusturalyalı mısın dediğini filan söyledim. Daha sonra evet çok benziyorsunuz. Türk gibi değilsiniz filan dedi. Kardeşimle oturduk bu çocuk nasıl bu kadar erken yaşta akademisyen olmuş filan dedik gibi şeyler demeye başladı. Benim görüşmelerde sorduğum klasik bir soru vardır. Başkaları benim yaşadığım şehri mesele yapıp kabul etmiyor siz niye kabul ettiniz diye sorarım. Bunu sorarım zira bazen ailesiyle problemli kişiler sizi bir kaçış limanı olarak görebiliyor fakat ailesi ile problemi olan kişi genellikle sizinle de problemli oluyor. Bilmiyorum, merak ettim öyle bir görüşmeye geldim gibi bir cümle kurdu. Evlilik görüşmesinin nasıl bir şey olduğunu merak etmiş ondan gelmiş. Yoldan geçerken merak etmiş bir uğramış gibi. Açıklaması böyleydi. O zaman anladım ki bu görüşmenin sonucu pek olumlu olmayacak. Konuşma devam ettikçe benim kanaatim de güçlendi. Zira konuşmanın bazı yerlerinde takıntılarından bahsetti. Bayağı bir takıntısı vardı. Evde yatak toplamayacağından, su bardağını filan kaldırmayacağına dek pek çok yapmayacağı eylemden bahsetti. En son masadan kalkarken bana dedi ki hesabı beraber ödeyeceğiz. Bende nazikçe yok canım öyle şey mi olur dedim. Birden ısrar etmeye başladı. O kadar ısrar etti ki en son kabul ettim. Dedim ki tamam ben kartla ödeyeyim. Sonra sen verirsin ayrılırken. Kartla ödedim hesabı, dedim ki içimden son aşağıda ayrılırken verir. Bir baktım merdivenlerde parayı alın lütfen diyen bir kız. Dedim aşağıda alırım. Israr etti. En son merdivenlerde parayı almak zorunda kaldım. Neden bütün görüşmelerimde hesapla ilgili aksilikler oluyor bir türlü anlamıyorum.

Görüşme bitti olumsuzdum. Karşı tarafa söyledim. Daha sonra kızın annesi hesap ödeme hareketinden kıza çok kızmış. Annemi aramak istemişler başta sonra kız kendisi bana özür mesajı yazdı bende bir sıkıntı yok dedim. Böylece mesele kapandı. Bundan sonra birkaç olumsuz biten görüşmem daha oldu. Zaten o görüşmelerden sonra moralim çok bozuldu. Zira o kadar kalbimi kıracak şeyler oldu ki. Onları da bir dahaki sefere yazayım zira şimdi yapmam gereken işler var. 

Herkese İyi günler…

Yazarın Diğer Yazıları
Evde kalmış bir erkek
Evde kalmış erkekten cevap var
Evde kalmış erkekten bir cevap daha. 

Evde kalmış bir erkekten yeni bir mail

Mehmet Bey'den Yeni Bir Yazı
Mehmet Bey'in Son Sözleri