Söz Mehmet Bey'de!

Hikayemi yeniden anlatmamda fayda var çünkü öyle çok farklı boyut var ki:

Ben farklı bir ailede büyüdüm. Normal ve standart bir ailem olmadı diyebilirim. Olmasını ister miydim bilmiyorum ancak evlilik hususunda öyle olsaydı çok daha rahat ederdim. Günlük yaşamda insanların genel olarak takıldığı gelenekler ve görenekler bizim ailede umursanmıyor.

Babam İstanbul beyfendisi bir insan. Bir dizide eski yalıların olduğu bir sahneyi bana göstererek bak ben burada doğmuşum demişti bir aralar. Babamın baba tarafı Kafkaslardan göçmüşler oradan Anadolu’ya, oradan da İstanbul’a geçmişler. Babamın anne tarafı ise daha alengirli. Bulgaristan’dan göçen oradan ise Arabistan’da askeri hakim olarak görev yapan dedemin dedesi daha sonradan 93 Osmanlı-Rus harbi çıkınca İstanbul’a gelmiş. İstanbul’dan savaşmak üzere Gazi Osman Paşa’nın yanında Plevne’ye gitmiş. Plevne’de savaş kaybedildikten sonra Sibirya’ya sürülmüş ve seneler süren sürgün hayatından sonra geri İstanbul’a dönmüş. Onun oğlu gemi kaptanlığı yapmış. Babam ise İstanbul doğumlu olmasına rağmen seneler önce Türkiye’nin en doğusuna gelmiş.

Annem geldiği zaman bulunduğu şehrin meydanında sadece yorgan dükkanı olduğunu ve bir market bile olmadığını anlatır. Zira kendisinin İstanbul Beşiktaş Kız Lisesi mezunu bir hanım olduğunu düşünürsek, o zaman İstanbul’dan çıkmanın onun için ne kadar acayip ve zor olduğunu anlayabilirsiniz.



Bu kadar dolaşan bir ailenin mensubu olan benim, doğal olarak memleketimin, doğduğum yerin ve büyüdüğüm yerin farklı olması garip karşılanmasa gerek. Türkiye’deki nerdeyse bütün şehirleri dolaşmış, kalmış ve gezmiş biriyim. Şu an ise doğduğum, büyüdüğüm ve memleketimden farklı bir yerde çalışıyorum.
Bu açıdan baktığınızda benim neden insanların evlenecekleri kızlarını uzak bir yere vermek istememelerini garip karşıladığımı anlayabilirsiniz. Biz ailecek farklı yerlerde yaşamanın bir sıkıntı olduğunu hiç düşünmedik. Babamın ya da annemin hiç ablamı verirken damadın memleketi bizden uzak dediğini duymadım. 

Ancak durmadan duyduğum ve gördüğüm şu: Erkek atanıyor uzağa ve eşi gelmiyor. İstanbul’da semtten semte bile geçmeyen hanımlar duydum. Hatta beni şaşırtan bir olay olmuştu. İstanbul’da bir ilçenin müftüsü İstanbul’dan uzak bir şehre atanıyor. Eşi kalkıp gelmiyor. Her hafta sonu İstanbul’a gidip geliyor. (İmam böyle yaparsa cemaat ne yapsın?) Şu an bende empati yapabiliyorum ailelerin neden böyle düşündüğüne dair ancak doğru bulmuyorum.(Bana bir toplum gösterin ki mahallesinde kalarak gelişim göstermiş olsun.)

Bu olayla ilgili zaten 2-3 gün önce arkadaşımın başından da bir olay geçti. Benim fakülte de oda arkadaşım anne memleketinden bir kıza talip oldu gene görücü usulü olarak. Kendisini şöyle anlatayım: 1,84 boylu, sarışın, mavi gözlü, eli yüzü düzgün, sempatik, uyumlu, güler yüzlü, kendine bakan, çalışkan bir çocuk, namazında ve ibadetlerinde hassas biri. Herkes gibi kusuru var mı? Var ancak bu artıları yanında çok sönük kalıyor. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinin birinde bulunduğu programa 40 kişi giriyor 4 yılın sonunda 9 kişi mezun çıkıyor. O bu 9 kişi arasından bölüm birincisi. Böyle biri olarak kıza talip oluyor görücü usulü. Annesinin dediği şu. Buraya gelemez mi? Gelemez ise bu iş olmaz. Annesi hatta kızını Ankara’ya bile göndermek istemezmiş. Tabi doğal olarak kıza hiçbir şey söylenmiyor.

Şimdi hanımlara soruyorum. Bu nasıl bir mantık? Aristo bu mantıksızlığı görse hüngür hüngür ağlardı. Bu olaydan sonra arkadaşım “seni anlıyordum ama artık hakikaten daha iyi anlıyorum; Ne hissettiğini fark ettim” demişti. Bütün özelliklerinizle tamamsınız ve tek mesele çalıştığınız şehir.
Ben işte bu durumu anlayamıyorum. Başkaları da olayı görmüş olsa gerek ki insanların kızlarını evlilik için değil ama çalışmak için senelerce gönderdiğini yorumlarda belirtmiş. Belirtildiği üzere kızı buralarda senelerce çalışabilir ama evlenemez. Bu ne yaman çelişki?

Bu kadar aksiliğe rağmen görücü usulünü hiç terk etmedim. Neden derseniz şunu söyleyebilirim: görücü usulü karşılıklı ilişkilerde bireylerin en az hasar gördüğü tanışma şekli. Duygusal olarak da dini olarak da. Burada reddedildiğim sayısız teklifi anlattım ama bunların hepsi dahi, birine umutla bağlanıp daha sonra ayrılmak zorunda kalmaktan daha az sıkıntılıdır. Sonuçta hiçbir kızın duygularıyla oynayıp sonra ortada bırakmadım. Hiçbir kızın hakkını yemedim Elhamdülillah.

Zamanında bir kızın dindar görünümlü biriyle tanıştığını daha sonra işlerin hiç beklemediği bir yere gittiğini anlattığı bir yazısını okumuştum. Kız çok sevdiği için çocuğun yanlışlarını görmesine rağmen bırakamıyor. En son ise çocuk kızı ortada bırakıp gidiyor. Bir erkek olarak o kızın haline çok üzülmüştüm. Öbür yandan eğer ailelerinin haberi olsa idi böyle talihsiz bir olayın yaşanması çok zor olurdu. En azından aile çocuğun arka planını daha iyi araştırabilirdi. Ya da işler çığrından çıkmadan bir yerde dur diyebilirdi.

Bir kızın kalbini kırmak, onun hakkını almak benim hiçbir zaman istemediğim bir şey. Ben bugüne kadar çevremde çok fazla kendi tanışan ve görüşen kişi ile karşılaştım. Bu kişilerin daha sonra ayrılma olayı çok yüksek olabiliyor. Sonuçta ne oluyor? Başka biriyle evlenen ancak gönlü önceki sevdiğinde kalan kişiler.
Dini hassasiyetleri olan hiç kimse daha sonra bırakacağı biri ile görüşmek istemez ancak en başta size uygun gelen, zamanla aslında sıkıntı veren bir duruma dönüşebilir. Bende bu durumu çok gördüm. Evleneceğim diye konuşanlar, gezenler daha sonra ise ayrılan, ortada kırık kalpler bırakanlar. Biriyle evli olup daha sonra özelde sizle önceki sevdiğini konuşanları görünce anlıyorsunuz aslında görücü usulünün ne kadar yerinde olduğunu. Özellikle bu çağda.

Bu sebeplerden hep kendimi sakındım. Karşı cinsle ilişkilerimde çok hassas davrandım. İstedim ki tek sevdiğim kişi eşim olsun ancak en iyiyi isterken, bu sefer kimi zaman her şeyi kaybetme durumuna düşüyorsunuz. Bu sene görücü olarak şartlarımı çok zorlayacağım fakat gene olumlu bir sonuç alamazsam sanırım edebimi bozmadan kendim işe el atabilirim. Her ne kadar istemesem de…

Allah’tan hep hayırlısını istedim. Hayırlısı olsun.

Not 1: Çok fazla soru olduğu için bireysel olarak önceki yazımın altına yorum yazacağım kişilere. Aksi halde yazı bütünlüğü anlamında sıkıntı olabiliyor.

Not 2: İşlerim yoğunlaştığı için uzun bir vakit yazı yazamayacağım. Zaten bilmiyorum yazacak çok fazla bir şeyde kalmadı  Herkese teşekkür ederim tekrardan.

Yazarın Diğer Yazıları
Evde kalmış bir erkek
Evde kalmış erkekten cevap var
Evde kalmış erkekten bir cevap daha. 

Evde kalmış bir erkekten yeni bir mail
Mehmet Bey'den Yeni Bir Yazı