11. Peron Kitap Yorumu Bir Yanı Memleket Bir Yanı Gurbet

Instagram hesabımdan kitap önerisi istediğimde 11. Peron kitabı çokça tavsiye edildi.

Arka kapak yazısını okuduğumdaysa kitap beni içine çekti.
Öncelikle 11. Peron arka kapak yazısını paylaşmak istiyorum.



Eşim Almanya’ya gidiyorum dediğinde hiç ses etmedim. Adını ilk defa duyuyordum. Yolculuk trenle üç gün sürüyor dediği o an anladım. Demek benden bu kadar uzağa gidiyordu.
Eşimden bant gelmiş, bütün ev teybin başındayız. Eşim bantta ‘iyisiniz inşallah’ diyor bütün ev ‘iyiyiz iyiyiz’ diyor, ‘köye kar inmiştir’ diyor, herkes ‘indi indi’ diyor. En son anasını, babasını herkesi andı, kalanlara da hasretle selam ederim dedi. İşte o kalan bendim.
Bazı aileler vardı hani, çok önemsenmezdi. Ama her bayram kapınızı çalar, az oturup giderdi. Biz işte o aileydik.
18 yıl Essen'de çalıştık ama adres sormadan bir yeri bulamıyorduk. Biz hep şehrin altını gördük, üstünü görmedik ki bilelim."
O zamanlar tek firma vardı, o götürüyordu cenazemizi memlekete. Ama hafta sonu kapalıydı. Biz de ne yapalım, inşallah hafta içi ölürüz diyorduk.


Arka kapak yazısını okuduğumda aslında kitaptan yapılan alıntıları internette çoktan okuduğumu fark ettim. Sonrasında ise kitabın yazarı Gökhan Duman'ın Diaspora hesabını eskiden beri takip ettiğimi ama kitaptan haberdar olmadığını anladım.

Yazar, 1960 yılında başlayan Almanya'ya göç yolculuğunu İbrahim ve ailesi üzerinden anlatırken, bu hayali hikayeyi gerçek insanlardan yapılan alıntılar ve fotoğraflarla destekliyor. 

Kitabın başlarında isminin neden 11. Peron olduğunu anladım. Gurbetçilerden yapılan alıntılarda bazen gözlerim doldu, bazen tüylerim diken diken oldu. Genç yaşta tesettüre girip uzun yıllar kendi ülkemde 2. sınıf vatandaş muamelesi gördüğüm için gurbetçilerin yaşadıkları ile bol bol empati yaptım. Sanırım tam da bu yüzden kitap beni daha derinden etkiledi.

Çok akıcı, fotoğraflarla desteklendiği için daha akılda kalıcı ve eğlenceli olan bu kitabı kısa sürede bitirdim.


11.peron kitabı hakkında olumsuz olarak değerlendirebileceğim ise iki şey var;

Birincisi yazarın olayı dejenere ederek acı eşiğini artırmasıydı. Bence olayın kendisi yeterince dramatik iken daha fazla dramatize etmeye gerek yoktu. Olanı anlatması yeterliydi.

İkincisi ise İbrahim'in hikayesinin çok basit bir dille yazılmasıydı. Nasıl desem, onun hikayesi aklımda 6 sayfalı ilk okul kitapları gibi kaldı. Bu noktada yazar için mükemmel bir araştırmacı olsa da kurgu yazmada o kadar iyi olmadığını söylemek isterim.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar