Akşam çayları doldurduğum sırada annem; hey seninkinin yeni dizisi çıkmış herhalde, diye sesleniyor. Çaydanlığı yerine yerleştirip televizyonun karşısına geçmem kaç saniye sürüyor bilmiyorum. 

Televizyonda beyaz atletiyle birazdan mangal yelleyecek amcalar gibi gözüküyor ama aşk böyle bir şey, onu her hali ile seviyorum. Yaşlı baba rolünü falan canlandırmadıkça bir sorun olmuyor. 

Sonra çocuklarının okul taksitini görüp içerleniyor. Yok, yapma diyorum senariste. Fakir rolü vermeyin, kıyamam. Şu bakışa bakın. 



Tam bu bakışı attığı anda arkadan Mazhar Alanson’un zannettiğim bir ses yükseliyor. Yalnız değilsiniz diye güzel bir şarkı başlıyor. Allah diyorum şarkıları da Mazhar Alanson seslendiriyor, acayip güzel bir dizi olacak.

O sırada şu sahne geliyor, gözlerine güneş vuruyor, bal rengi gözleri ortaya çıkıyor. 



Tam bu anlarda dizi değil reklam olduğuna dair düşüncelerim oluşuyor lakin kabullenmek istemiyorum. Psikolojide buna savunma mekanizmasının inkâr etmesi diyorlar değil mi? 

Sonra bu sahne geliyor ve ben Ugi yerinde oturmak isteği ile doluyorum. 



Çoktan Ugi’nin diziden bir karakter değil reklamın ta kendisi olduğunu anlıyorum. Mehmetçiğim ile aramıza Garanti amblemi giriyor. Reklam bitiyor. Ve bendeniz büyük bir hayal kırıklığı içinde perişan halde kala kalıyorum. 

Arkadan hayali olarak da olsa İbrahim Tatlıses'ten dertler derya olmuş ve Mahsun Kırmızıgül'den Yıkılmadım şarkısı  kulağıma geliyor.

Tüm bu düşüncelerim ve duygu geçişlerim ise bir reklam müddetince yani 1,5 dakikalık bir süre zarfında gerçekleşiyor.
Ve perişaniyyetimi arz etmek üzere size bu satırları yazmaya karar veriyorum.

Ah, ah sayın okuyucu. Bunun sonucunda 9 yaşından beri yaşadığım tek taraflı aşkı kendileri zat-ı şahane bu sene de güzel bir dizi ile dönmezse kalbime gömmeye karar veriyorum.

Reklam filmini henüz izlemedi iseniz:



Not: Şarkı Nil Karaibrahimgil’e aitken, seslendiren ise Mehmet Erdem’miş.