28 Eylül 2016 Çarşamba

Bu Siteden Haberdar Mısınız?

09:00:00
Her sabah telefonunuza farklı farklı hikâye ve romanlardan paragraflar içeren bir mail geliyor.

Bu paragraflar bazen; çok sevdiğiniz bir romana ait olup yüzünüzde eskilerden kalan bir tebessümü canlandırıyor, bazen okuduğunuz cümlelere kapılarak ait olduğu romanı alma istediği uyandırıyor.

Bazen kitap almadan yola çıkıp okuyacak bir şeyler aradığınızda eliniz hemen e-postanıza gidiyor, anı kurtarıyorsunuz.

Bazen bir önceki günü okumayı unutuyor, yenisini açıyorsunuz.
Bazen ilk satırlardan itibaren konudan kopuyor, paragrafların sonunu getiremeden sayfayı kapatıyorsunuz.

Neden bahsediyorum?

Gibi....
Bir yudum kitap adı altında oluşturulan çok güzel bir platformdan.
Yukarıda değindiğim gibi biryudumkitap.com sitesine mail adresinizi giriyorsunuz ve artık sizin de e-postanıza her sabah 08.00’de güzel paragraflar geliyor.

Şahane bir oluşum değil mi?

Keşke önce benim aklıma gelseydi ya da içinde yer alsaydım diyebileceğim kadar çok hoşuma giden bu oluşumdan sizi de ne zamandır haberdar etmek istiyordum ama bir türlü fırsat bulamamıştım.

Biliyorum ki şu an bu satırları okuyan birçok kişi de bu sisteme bayılıp hemen katılmaya karar verdi.

Not: Spam mailleri yollamıyorlar, çok uzun süredir üye olduğum bu siteden şimdiye kadar paragraflar harici bir e-posta almadım. Tabii her sabah önce beni okumanızı tercih ederim. ^^

27 Eylül 2016 Salı

Sadako ve Kâğıttan Bin Turna Kuşu Okur Yorumu

Bir çocuk düşünün ki; kanser olduğunu öğrenir, hayata dört elle tutunmaya çalışırken Kâğıttan Bin Turna Kuşu efsanesini öğrenir.

Kâğıttan Bin Turna Kuşu efsanesi der ki: 
Bir insan kağıttan 1000 turna kuşu yaparsa dileği kabul olurmuş.
Sadako ne kadar yaşayacağını bilmeden umutla kağıttan 1000 turna kuşu yapmaya başlar.

1000 turna kuşunu tamamladığında iyileşeceğine inanan Sadako 644. kuşu yapar ama 645. kuşu tamamlayamaz. Bu çocuk büyüklerin kirli oyunlarının kurbanı, Hiroşima atom bombasının öldürdüğü 140.000 kişiden biri değil, bombanın etkilediği milyonlarca insandan sadece birisidir. O öldükten sonra arkadaşları kalan 356 turnayı tamamlarlar…

Eleanor Coerr'in kaleme aldığı Sadako ve Kâğıttan Bin Turna Kuşu bombanın yaydığı radyasyondan etkilenerek kansere yakalanan Sadako’nun umut hikâyesini anlatıyor. 

Küçük yaşta yakalandığı kansere karşı verdiği mücadele onu bir fenomen yapmış, Hiroşima ve Amerika’da Seaatle Barış Parkı’nda heykeli dikilerek bir barış sembolü haline gelmiştir.

Sadako’nun kalplere dokunan hikâyesinin anlatıldığı Sadako ve Kâğıttan Bin Turna Kuşu'nun büyük küçük her yaştan insanın okuması gereken, kütüphaneleri zenginleştirecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

25 Eylül 2016 Pazar

W- Two Worlds Yorum ve Replikleri

Yılın -şimdilik- en iyi fantasik romantik komedisinden bahsedeceğim diyerek dizi hakkındaki reyimi en baştan belirtiyorum.


Dizinin konusu ve oyuncularından şurada bahsetmiştim.

Dizi hakkında söyleyeceklerim;

  • Dizi başlamadan önce basın bültenlerinde yazılan konu ile alakası olmayan bambaşka bir senaryo ile karşılaştım ve çok şaşırdım.
  • Konunun şahaneliğine bakın ki; gerçek dünyadan biri, çizgi roman dünyasının içine çekiliyor ve olaylar bunun üzerine şekilleniyor. Bu fikir gerçekten şahaneydi.
  • Dizinin konusundan bahsettiğim yazımda senaryosu Quuen in-hyun's man ve Nine Travel'in senaristinin elinden çıkacak bu diziyi çok merak ettiğimi söylemiştim ki senarist bu iki güzel dizisinin de üzerine çıkan bir iş ortaya koymuş.
  • Ara not: W izledi ve sevdiyseniz senaristin diğer dizilerini de mutlaka izlemelisiniz.
  • Konusundan da yola çıkarak çok dinamik, heyecan verici bir dizi olduğunu, romantizmin dozunda işlendiğini söyleyebilirim.
  • Her bölüm şimdi bunun sonunda saçmalayacaklar, bağlayamayacaklar derken beni ters köşe yaparak -aaa dedirtmeyi başaran bir senaryoya sahip idi.
  • Oyuncular hakkında çok fazla yorum yapamayacağım zira konu o kadar iyiydi ki kim oynasa bu dizi tutardı.
  • Lakin şunu eklemek istiyorum;
  • 13. bölüme kadar şahane olan senaryo, son 3 bölümde biraz sürüncemeye girdi. Tekrara düşmüş, diziyi uzatmalara götürmek için yapılmış gibiydi. İzlenmiyor değildi ama başları kadar mükemmel değildi.
  • Fantastik bir konu olunca sonunu nasıl bağlarlar, bozarlar mı demiştim ama bana göre; iyi bağladılar. 
  • Sonu biraz düşse de bu senenin en iyi fantastik romantik komedisi olduğunu rahatlıkla söyleyip mutlaka izleyin diye baskı yapabileceğim bir diziydi.
  • Ara Not: Yorum bırakmazsanız bile, sağ taraftaki anketten dizi hakkındaki düşüncenizi, izlediniz mi, izlemeyi düşünüyor musunuz, oylarsanız sevinirim.
  • Teşekkür: Kaliteli çevirilerinden dolayı Anobist ve Emiş'e çok teşekkür ediyorum.
Dizinin Ost'un birini acayip ama acayip sevdim ki Inkii seslendiriyor.


Inkii kim derseniz; Signal'in unutulmaz cover'ını da o seslendirmişti.


Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spoiler içerir.

İlk bölümlerde kızın çizgi roman hayatına uyum sağlama kısmında kahkahalar attım. Mesela şu sahne onlardan birisiydi.
Ya hele bölüm sona ersin, döneyim diye öpmesi, bornozunu açması, silah doğrultması vs. gibi sahnelere bayıldım, bittim. 

Seni seviyorum'lar pek işe yaramıyor derken bu sahne en sevdiğim, en çarpıcı sahnelerden birisiydi.

Ve bu sahnenin videosu...



t1 paylaşan: nabrut-veyasam

Hayatımın anahtarı aforizmasını çok sevdim.

Kızın ana karakter olma süreci;

Böyle çizgi romana uygun göndermeler yapılması dizisinin en sevdiğim kısımları idi.

Bu saç bağlama sahnesinde;

Descendants of the Sun dizisini hatırlamayan yoktur.

Videosunu eklemek istiyorum.




t2 paylaşan: nabrut-veyasam

Bu replik ile de dizilerde her zaman gördüğümüz alışveriş sepetli sahneleri de anlamış olduk.

Bu güzel değil geyiğini de sevdim.

Bu replik de bir çevirmen harikası!

Son olarak kendimi bulduğum repliği koyarak dizi hakkından diğer diyeceklerime geçeceğim.


  • Kang Chul'un da bizim dünyamıza gelmesi hiç beklemediğim bir şeydi, şahane oldu.
  • Sonra intihar edip her şeyin rüya olması;
  • Kang Chul karakterini aslında  küçükken kızın kendisinin çizmesi ayrıntısı, 
  • İntihar ettikten sonra kızın onu kurtarıp devam filmi çekelim demesi güzeldi.
Kitap nasıl okunur bilmiyorsanız Kang Chul size aşağıdaki videoda öğretiyor.



t3 paylaşan: nabrut-veyasam

Çok önemli not: Yorum bırakmazsanız bile, sağ taraftaki anketten dizi hakkındaki düşüncenizi oylarsanız sevinirim.

Facebook Kore Dizileri Sayfamı takip etmek için: https://www.facebook.com/koredizifilmreplikleri1

Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Dizi listesine Buradan film listesine ise Şuradan ulaşabilirsiniz.

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

24 Eylül 2016 Cumartesi

Beyond Happy Snail Aqua Cream (Sivilce İzi Tedavisinde)

Sivilce izlerim için dermotolog tavsiyesi ile bir süre Acnelyse kullandıktan sonra yüzümü dinlendirmek adına kozmetik markalarının ürünlerine yönelmeye karar verdim.

Bu esnada çok duyduğum Beyond markasının Ankara’da mağaza açtığını görünce ürünlerini denemeye başladım. Bunlardan birisi de Happy Snail Aqua Cream.

Kremle ilgili deneyimlerimi paylaşmadan önce Beyond hakkında bilgi vermem gerekirse; teknoloji devlerinden biri olan Lg firmasının kozmetik şirketi olan bu marka, anlaşılacağı üzere Kore menşeili. Kore’nin kozmetik sektöründe ne kadar başarılı olduğu konuşulan bir tevatür olmaktan çok öteye geçti ki bunun canlı delili olarak porselen yüzlü aktörler ve aktrisler gösterilebilir.

Beyond markasını diğerlerinden ayıran ise ürünlerin organik içerikli olması! 


Marka kendini bize şöyle tanıtıyor;

Elektronik devi olarak bilinen LG GROUP'un uzay teknolojisi kullanarak organik tarım mahsullerinden ürettiği mucizevi özelliklere sahip organik içerikli kozmetik markasıdır.Dünyanın sayılı innovatif teknoloji markalarından olan LG, bu özelliklerini Beyond markası için de kullanmaktadır. Güney Kore'de bulunan BEYOND ar-ge merkezinde 400 bilim adamı daha organik patentli kozmetik ürünler geliştirmek için bitkiler üzerinde uzay teknolojisi kullanarak araştırmalar yapmaktadırlar.

Bu markanın birçok ürününü hali hazırda kullanıyorum. Şimdi bahsedeceğim Happy Snail Aqua Cream sivilce lekelerini tedavi etmeyi ve bunun yanı sıra cildi nemlendirmeyi vaat ediyor.

Kremin içeriğinde ne var?
Salyangoz özlü kremlerin leke tedavisinde kullanıldığını biliyoruz.
Ama bu kremin özünde salyangoz salgısı yok. 
Japonların "yam" bitkisinden elde edilmiş salyangoz salgısına eşdeğer "phytomucin" içeriği var.

Kremin yapısı nasıl?
Çok hafif ve salyangoz salgısı gibi sünen bir yapıya sahip.

İşe yarıyor mu?
Nemlendirme noktasında karma olan cildim için çok ideal olduğunu söyleyebilirim. Yağlanma yapmadan cildimde kolayca emiliyor. Nemlendirme noktasında beni tatmin ediyor.

Sivilce izlerine etki ediyor mu?
Vaat ettiği gibi üst derideki hasarlarda, lekelerde yani en yeni ve derin olmayan izlerde gözle görülür bir etki oluşturduğunu net olarak söyleyebilirim. Lakin daha derin ve eski izlerim için aynı şeyi -şimdilik- söyleyemeyeceğim. 

Tabii şunu da eklemem lazım; kavanozu henüz yarıladım. Bitirdiğim zaman sonuç nasıl olacak ben de merakla bekliyorum.

Ne sıklıkla sürülür?
Ürün üzerinde sabah akşam yazsa da ben cilde ağır geleceğini düşünerek sadece akşamları cildimi temizledikten sonra sürüyorum.

Nereden alabilirim?
Ankara Ankamall’de Beyond’un satış mağazası var, oradan aldım. İstanbul ve Kayseri’de de mağazaları olduğunu biliyorum. Onun haricinde online olarak da sipariş verebileceğiniz siteler mevcut.

Beyond marka kullandığım birçok cilt bakım ürünü var, zamanla hepsini paylaşmak istiyorum.

Soracağınız sorular varsa da cevaplayabilirim.

Not: Bunun sponsorlu bir yazı olmasını çok isterdim ama değil. :) Olsa söylerdim ve yorumlara kapatırdım, biliyorsunuz. Bu sebeple tamamen kişisel deneyimlerime dayanan "reklam içermeyen" bir yazı olduğunu söylemek isterim.

22 Eylül 2016 Perşembe

Evlilik Hikayeleri 17

Bu ilginç evlilik hikayesinin beni biraz korkuttuğunu söylemeliyim. Hikayelerin bir çoğu böyle büyük konuştuğunun başına gelmesi üzerinden oluştuğu için artık yoğurdu üflüyor, büyük lokmalar yiyorum, büyük sözler ağzımdan çıkmasın diye...

Hikayenin sahibi Nazende Hanım bloğunun sahibesine bu güzel hikayeyi bizimle paylaştığı için çok çok teşekkür ediyor, anne ve babasına uzun, sağlıklı ömürler diliyorum.

Takvimler 1992 yılını gösterirken başlıyor benim anlatacağım hikâye. 

Aslına bakarsanız temelleri çok daha önceye dayanıyor. Babam 20’li yaşlarında babaannemin ‘evlen’ baskılarından kurtulmak için Antalya’ya aşçı olarak çalışmaya gidiyor ve aynı zamanlarda da birbirlerinin varlığından henüz haberdar dahi olmayan anneme ilk görücüsü geliyor. 


Daha 15 yaşında annem. Talibi Antalya’da aşçı bir adam ve dedem verirse eğer annemi de alıp Antalya’ya yerleşecek. Tabi annem bunu duyar duymaz kendisini odaya kilitliyor ve ağzından hiç olmayacak bir laf çıkıyor: “Ben gurbet ele gitmem, aşçıyla da evlenmem! Ne yapsak beğendiremeyiz eli kepçe tutan adama!”

Aradan 4 yıl geçiyor, anneme onlarca görücü geliyor. Ela gözleri ateş saça saça yolluyor bütün gelenleri ki ilk görücüsünde yaptığı gibi çoğunda odaya kilitliyor kendini. 

91 yılının başında babaannemden bir telefon alıyor babam ve acilen Kütahya’ya gelmesi gerektiğini, hasta olduğunu söylüyor. Ailesine aşırı düşkündür babam da durur mu hiç, o gün akşama işten iznini alıp Kütahya’ya gidiyor. Meğer babaannem hasta falan değilmiş, kız gösterecekmiş babama. Babam bunu öğrenir öğrenmez evde iki saat bile geçirmeden geri dönüyor Antalya’ya ve bir buçuk yıl dönmüyor. En son artık inadı mı kırıldı yoksa alın yazısı mı işlemeye başladı bilinmez ama babam Kütahya’ya ailesini ziyarete geliyor. Ben bunun alın yazısı olduğunu düşünüyorum çünkü katır gibi inat vardır kendisinde. 

Babaannem yine kız bakarken bir gün annemlerin sokakta yaşayan akrabasına ziyarete gidiyor. Diyor durum böyle böyle. Kadın da bizim karşı evde Fadime’nin büyük kızı var, ela gözlü, dalga dalga saçlı bak istersen bir ona, diyor. O sıralarda annemler evlerinin üst kat inşaatı yeni bittiğinden ev taşıyor ve annem de görüp görülebilecek en paspal halde! Baba tarafımın neredeyse bütün kadınlarını bir arada da görünce çatıyor kaşlarını ve içeri giriyor. 

Orada bizim akraba, anneannem ve babaannem konuşuyor, babaannem babamın bir resmini veriyor, anneannem de o hengamede annemin bir resmini buluyor ama resim de ne resim! Kütahya’nın meşhur şalvarlarından bir takım annemin üstünde, upuzun saçları sağında, başında aşırı kıymetli köklü iğne oyası bir dane! 


Babaannem alıyor resmi eve gidiyor, babama gösteriyor zorla. Babam resme bir bakıyor ve herkesi şok eden cümle dökülüyor ağzından: “Tamam gidip görüşelim!”


Aynı günün aynı saatleri annemler de evi yerleştirip temizliyorlar ve kapı çalıyor: başka bir görücü! Annem artık huy mu edinmiş ne yapmışsa kendini kapatıyor odaya ve evlenmeyeceğim ben kuruyup gideceğim diye bas bas bağırıyor odadan. 


Ertesi gün kahvaltı yapılıyor, sofra toplanıyor ve anneannemle dedem karşılarına alıyorlar annemi, ellerinde babamın resmi! Tabi annemin önceki akşamki laflarından sonra bu oğlana da olur demeyecek diye düşünüyorlar ama nafile! Annem bir resme vuruluyor! Varacağım ben buna diyor da başka bir şey demiyor! Üç dayım, yaşı ufacık teyzem, anneannem, dedem ne kadar vazgeçirmeye çalışsalar da olmuyor, annem nasıl biri diye araştırmalarına bile izin vermiyor ve dediği tek şey varacağım ben! Elbette ki gizliden gizliye araştırma yapılıyor, babamlar gelip istiyorlar kızı ve dedem de veriyor. 


Rahmetli anneannem sürekli annemle alay ederdi bu konudan ötürü. Yok, aşçıya varmazmış, Antalya’ya gitmezmiş, evlenmezmiş, kuruyup gidermiş lafları dönüp dururdu evde ve bende bu alaylarla büyüdüm. 2003’te de Antalya’da yaşamaya başladık ve annem ne kadar büyük konuştuysa hepsi başına geldi. Planladığı gibi olan tek şey benim ismim oldu sanırım evlilik hayatı boyunca ki o da nazar boncuğu olsun.


Bizimkilerin de hikayesi böyle işte, büyük lokma yiyip konuştuklarınıza dikkat etmeniz dileğiyle!


Not: Siz de hikayenizi bizimle paylaşmak isterseniz ki çok mutlu oluruz, nabrutvebiz@gmail.com adresinden benimle iletişime geçebilirsiniz.
Yazı dizisi:

Görücü usulü evlilik nedir?

Görücü usulü evlilik "Usulü"

Görücü usulü evlilik hakkında bilinmeyenler






Home Ads