Mizahi bir dille evde kalmış erkeklerden bahsederken "Cici Erkek Topluluğu" diye bir kategori ortaya atmıştım. Orada demiştim ki;
Ve bu cici erkekler topluluğu zavallı bekârlar olarak hayatlarına devam ediyorlar. İşin en acıklı kısmı ise bu topluluk üyelerinden birçoğunun gerçekten mazbut, iyi aile babası diye tanımlanacak bir karaktere sahip ve hatta dini vecibelerine dikkat eden, harama da el uzatmayan hatta ve hatta flört bile etmeyen güzel adamlar olmalarıdır. 
Tamam, tam olarak "sadece" bu kadar dememiştim. Ama sonraki kısmın konumuzla alakası yok. Haha! Dün de mailime şöyle bir yazı geldi. Ve bu maili atan Mehmet Orhan Beyi hemen bu kategori ile ilişkilendirdim.

Bana farklı bir bakış açısı kazandıran çok içten bir yazı kaleme almış. Özellikle "odun kızlar" tespitini çok yerinde buldum. Bence bir erkeğin itiraf etmesinin epey zor olacağı şeyleri yüreklilikle yazmış. Sizin bu yazı üzerine yapacağınız yorumları merakla bekliyor, sözü Mehmet Bey'e bırakıyorum.

Nabrut hanım;

Uzun süredir sitenizi takip ediyorum. Dürüst konuşmam gerekirse takip etme sebebim Kore dizilerine olan derin hayranlığım değil.  Daha çok yayınladığınız evlilik hikâyelerinden ileri geliyor. Aslında “evde kalan erkek” ifadesini Google ararken buldum sitenizi.

Kendimi tanıtmam gerekirse ben genç ve müzmin bir bekar beyefendiyim. Boş zamanında bilgisayar oyunu oynayan, kitap okuyan, belgesel izleyen biri. İslami anlamda hassas olmaya çalışan, sakin, evcimen, güleryüzlü bir şahış. Bir yandan çok mantıklı hareket eden, öbür yandan içten içe çok duygusal bir yapıya sahip bir kişiyim.

İşte aslında bütün sıkıntı da son bahsettiğim özellikteki ikilemden ortaya çıkıyor. Ne duygularımı köşeye atabilecek kadar mantığımı devreye sokabiliyorum ne de mantığımı devreden çıkaracak kadar duygusal bir hale bürünebiliyorum. Duygularımda çok kuvvetli ancak mantığımda çok baskın. Yani ikisi arasındaki çatışmada boğuluyorum. 

Bu durum işte en çok evlilik hususunda beni yıpratıyor. İnsanların evlilik mi oda ne ki dediği bir yaşta (uzun süre tek başıma kalmamdan da dolayı), duygusal da biri olduğum için evlilik hakkında ciddi düşüncelerim oluştu. Bu bir talih mi yoksa bir sıkıntı mı bilemiyorum. Dini anlamda hassas olduğum için de biraz daha geleneksel ancak benim için gelenekselliğinden çok mantıklı olan bir yola yöneldim. Yani görücü usulüne.

Evlilik konusundaki eziyetim işte bu noktada başladı. Duygusal tabiatımdan ve haramlardan sakınmak istememden dolayı evlilik meselesini aileme açtım. Bahsettiğim gibi çok mantıklı ve itidalli hareket ettiğimi bildiklerinden dolayı ailem üniversite okurken olsa dahi beni bu hususta yalnız bırakmadı. Sağ olsunlar beni desteklediler ve bir arayışa çıktılar ancak etrafınızdaki yaşıtlarınızın özellikle de hemcinslerinizin çocuk gibi davrandığı bir zamanda evlilik için yeterince olgun olduğunuzu kişilere kanıtlamanız çok zor. 




Karşıma ilk aşamada çıkan en büyük engelde kişilerin üniversite okuyor olmasıydı. Küçüklüğümden beri ailem ve bütün çevremin akademisyen olduğunu ve kendimin de şu an akademisyen olduğumu belirterek şunu açıkça söylemek isterim ki üniversite okumak benim başka işlerimi ertelememe bahane olmadı. Başkaları için de olmayacağını düşünüyordum fakat ailelerin okurken hiçbir şey olmamalı veya olamaz algısı o kadar baskın ki görücü olarak gittiğim ailelerden bazı sert tepkiler aldım. 

İlk talip olduğumuz iki aile evlilik meselesini kızlarına bile açmadılar. Daha sonra gittiğimiz altı ailede de benzer bahaneler sürüldü. Kızımız üniversite okuyor en fazla duyduğum kelime oldu bu süreçte. Sanırım aralarından en ilginci gittiğimiz bir ailenin kızına söylediğinde verdiği cevaptı. Beni 5. Sınıfta görmüş o zaman beğenmemiş. 12 yıl önce daha ergenliğe bile girmemiş halimi görüp beğenmemiş. Fotoğrafımı bile görmek istemediler. Erkeklerin de kalbi var Nabrut Hanım. Böyle şeyler söylenince belli etmiyoruz ancak içten içe kırılıyoruz. 

Üniversite okurken nasıl geçinilecekti deniyor belki ancak rızkı veren Allah diye düşündüm. Ne edeydim? Ailemin durumu da bizlere yardım edecek seviyedeydi zaten. Hep niyetimi samimi tutmaya gayret edip devam ettim. Pek çok kez farklı sebeplere sarılıp denedim ancak bir türlü olmadı. Mezun oldum tekrar denedim. İş sahibi olana kadar denedim. İşte bu süreçte 15-20’nin üstünde kişiye talip olmuştum ve 4 sene geçmişti. Hiçbiri de görüşmeyi dahi kabul etmedi.(1 kişi hariç o da zar zor)
Ancak bu süreçte ne tür sıkıntılar çektiğimi ben biliyorum. 

Dediğim sebeplerden hep bu sıkıntıları dertleri içimde yaşadım. Aslında en yakınlarıma bile doğru düzgün yansıtmadım. Sustum ve sabrettim.

İş sahibi olana kadar aileler yüzüme bile bakmadı dersem yeridir. Etrafımda ahlaken iyi bilinen bir insanım. Elim, yüzüm düzgün, boyum posumda oldukça yerinde. Hatta çok mesafeli durmama rağmen kimi zaman karşı cinsin mağdur ettiği durumlarda yaşadım. Ancak hep çok mesafeli durdum. 

Bir erkeğin rızkını temin etmesi farz. Eşinin nafakasını sağlaması da farz. Gayretli olması ve evi çekip çevirebilmesi de gerek zannımca. Ben de evlenme niyetimin olduğu ilk yıllardan itibaren bunlara dikkat ediyordum. Ancak iş sahibi olmadan yüzüme bile bakılmaması ve sadece daha sonra ancak değerlendirilecek seviyeye gelmem beni kırdı. İçim burkuldu Nabrut hanım. 
Evlilik için elbette kişinin belli bir geçiminin olması önemli. Evlilikte ne sıkıntılar var. Yani her şey tozpembe olmayacaktı biliyorum ancak bu kadar duygusuz olmasına da gerek var mıydı?  Evlilikte maddiyatın önemi illaki var ancak bu derece önemli olduğuna bizzat şahit olmam beni çok üzdü.

Daha sonra birkaç görüşme imkanım oldu. Karşımdaki hanımlar hep bana özgürlüklerini kısıtlayacak bir pranga gibi baktılar. Evlenmek istiyorlardı ancak bağlanmak ve kısıtlanmak istemiyorlardı. Ancak evlilik hem erkek hem de kadın için bir bağlılık ve kabul edilsin veya edilmesin iki taraf için kısıtlanma. Ben bağlanmaya gönlümü vermeye bu kadar razı iken karşı tarafların hem evleneyim hem de bekar gibi yaşayayım düşüncesini anlayamıyordum. Ya ben gönlümü, sevgimi vermeye ve ömrümün geri kalanını sevdiğimle beraber geçirmeye bu kadar razı iken karşımdaki kişilerin beni kısıtlama demesi üzüyordu. Zaten kimseyi de kısıtlama niyetim olmadığını despot biri olmadığımı yazdıklarımdan bile anlayabilirsiniz.

Şunu da belirtmeliyim ki hanımlar çok erkeksiler. Tam karşıdaki kişinin sözleri ile ifade edersem hanım arkadaşlar bana biraz odun diyor diye belirtiyor karşımdaki hanım edebiyattan pek etkilenmediğini belirtirken. Yani olursa erkekler odunsu olur belki (o da doğru bir ifade değil) bir hanımın odunsu bir nesneye benzetsem ancak bir zeytin dalına benzetebilirim heralde 
Cenap Şahabettin’in belirttiği gibi “insan çok yorgun olmalı ki güzel bir kadının karşısında şiirden başka bir şey düşünebilsin”. Ben eşime güzel sözler söyleyeyim diye şiir ezberliyorum. Güzel şeyler hayal ediyorum. Ancak bu kadar sene sonunda karşıma erkeksi tavırlı kişiler çıkınca o hevesim de kursağımda kaldı.

Evlilik benim aklımda hep çok büyük bir kutsal oldu. İnsanlar ne var yani diyor ama şu ailenin kıymetini emin olun anlatamam. Karşı cinsle çok mesafeli olduğum için belki de benim gözümde çok büyük gözüküyor bu değerler bilemiyorum ancak bu kadar yaşanılan olumsuzluktan sonra gönlüm sanki kuru bir yaprak oldu da döküldü. İnsanların evliliğe bu kadar didaktik ve somut bakmaları beni üzdü. Kutsalım gözümde kirlendi, değeri düştü.

Biraz işe girdiğim için kendimi artık işle oyalıyorum. Zorunlu olmasa da hafta sonları bile gidiyorum. İş ile uğraşınca en azından kafam yoğun oluyor ancak böyle boş günlerimde derdim depreşiyor. Biz erkeklerin de duyguları var. Sadece belli etmiyoruz.  Onun yerine derdimizi yazıyoruz. Sevgi temalı şiir ve türkülerini çoğunlukla erkekler yazmasının sebebi de bu belki. Ben de yazımı o türkülerin birinden aldığım şu iki dize ile bitireyim:

“Bülbül cevr eyleme güle yazıktır, 
Çok hasretlik çektim bağrım eziktir.”

Not: Bahsettiğim "Cici Erkekler" yazısını okumak için şuraya tıklayabilirsiniz. 

Mehmet Bey'in diğer yazılarına şuradan ulaşabilirsiniz.
Mehmet Bey'in Cevap Hakkı
Evde Kalmış Bir erkek Yazısına Cevaben
Mehmet Bey'in Hanımefendi'ye Cevabı
Mehmet Bey'İn Yeni Yazısı
Mehmet Bey'in Yeni Yazısı 2
Mehmet Bey'in Son Sözleri