Bloğum sayesinde görmeden sevdiğim birçok insan tanıdım. Çoğunu ne zaman, nasıl tanıdığımı da unuttum. Sanki uzun yıllardır arkadaşımmış gibi hissettiğim bloggerlardan birisi de Aforizmik Kalıntı.

Bana evlilik hikâyesini göndereceğini söylediğinde onun anılarının benim bloğumda hatıra olarak yer alacak olmasına çok sevindim. 

Böyle bir jest yaptığı için kendisine bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Allah güzel evlatları ile onları ilelebet bahtiyar etsin.
Hikaye ise çok güzel, çok. O zaten öyle güzel detaylandırmış ki ben daha fazla sözü uzatmadan onun satırları ile sizi baş başa bırakmak istiyorum.

"Blogger dünyasında özgün konulara değinen bloglar arasında gizli bir centilmenlik anlaşması olduğunu düşünüyorum. Herkesin blogunda olmayan bir yazı dizisi hazırlayan bloggerın konusunu, aynen kopya etmek hem benim hissettiğim centilmenlik anlaşmasına ters geliyor hem de bunu etik bulmuyorum. Nabrut’un evlilik hikâyeleri yazı dizisi de bence bunlardan birisi. Hali hazırda onun blogunda böyle bir konu varken kendim yayınlamayı etik bulmayarak ilk ve son kez evlilik hikâyemi yazıp sevgili Nabrut’tan yayınlamasını rica ettim. O da beni kırmadı. Uzun zamandır düşündüğüm bir şeydi ama anca vakit bulabildim. Sizi fazla bunaltmadan hikâyeme geçeyim. 

2007’nin son haftası tanışmıştık eşimle. İster tevafuk ister tesadüf deyin tanışmamız tamamen rastlantıya dayalıydı. İlk tanıştığımızda ona dair kullandığım tabirler; bencil, ukala, kendini beğenmiş ve asla işim olamaz idi. Ki bunları sadece 5-10 dk gibi bir sürede görüştüğüm insan için söylüyordum. Bu görüşme ne evlilik ne de arkadaşlık kurmak üzere yapılmış görüşmeydi. Tamamen ortak arkadaşımız yüzünden tanışmak zorunda kalmıştık. Sonradan bana söylediğine göre eşimde hakkımda benzer şeyler düşünmüş. Asla işim olamaz demiştim ya hani işte o haftadan sonra her yerde cismen olmasa da ismen karşıma çıkmaya başlamıştı. Aslında ismini dahi çoktan unutmuştum. Çocukluğumdan beri tv izlemektense radyo dinlemeyi tercih eden bir insandım. Yine radyoyu açtığım bir gün duyduğum program anonsu hayli dikkatimi çekmiş ve o programı dinlemek istemiştim. Programı sunan kişi, kendini tanıtıp programımıza hoş geldiniz diyerek bir giriş yapmıştı. İsmini bir yerlerden çıkaracaktım ama nereden bilemiyordum. Ruhumda ezelden beridir var olan Sherlock Holmes’lik harekete geçmişti bir kere. Bu kişiyi nereden tanıdığımı bulmalıydım. 

Her pazar yayınlanan radyo programının müdavimlerinden olmuştum artık. Konu da şiir olunca hiç sıkılmadan dinliyordum. Bir gün ben bu ismi niye araştırmıyorum yahu dedim ve Google’ye danıştım. Evet, o ukala dediğim genç adamdı bu. Nasıl şaşırdığımı anlatamam. Hakkında o kadar olumsuz şeyler düşündüğüm genci haftalardır dinliyordum çünkü. Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum ama o üniversiteyi Ankara’da okuduğu için yüz yüze görüşme imkânımız yoktu. Sosyal medya üzerinden görüşmeye başlamıştık. Görüşme dediğim de selam kelam, hal hatır sorma ve sizli bizli konuşma ile sınırlı kalan bir görüşme idi. Aylarca görüştüğümüz ve artık birbirimizin arkadaşıyız düşüncesinde olduğumuz halde hep sizli bizli konuştuk. Asla ve asla beni rahatsız edici tavırlara, laubali konuşmalara girmedi. Güler yüz gördüğü her kıza, günümüz tabiri ile yazabileceğini düşünen erkekler gibi davranmadı. Sanırım beni ilk etkileyen hareketi buydu. Aradan bir yıl gibi bir zaman geçmişti ve biz hiç görüşmüyorduk. Hatta birbirimizi unutmuştuk bile diyebilirim.

Bir akşam programı için kız arkadaşlarımla buluşmuştuk. Radyo programından ve şiirlerinden, benden daha önce eşimi tanıyan arkadaşlarım, onun da geleceğinden, yanına gidip görüşmekten bahsetmeye başlamışlardı. Yani arkadaşlarım adama hayranlardı ve benim onunla tanıştığımı bilmiyorlardı. İlerleyen saatlerde tanışma sebebimiz olan arkadaşım beni zorla eşimin yanına götürdü. Onlar konuştu ben sessizce hiç tanışmamış gibi yanlarında bekledim. Sonra arkadaşım konuşmam için ısrar edince kendimi tekrar hatırlatmam gerekti. Tam anlamıyla birbirimizi uzun uzun gördüğümüz ilk yerdi burası. Akşamın karanlığında ne yüzünü net görebildiğim ne de kalabalıktan sesini net duyabildiğim o yerde eşimden nasıl etkilenebildim hala şaşıyorum. Demek ki Allah-u Teâla en olmadık yerde olmayacağını sandığım muhabbeti olduranmış. Kalbimi o gece yanında bırakarak dönmüş olacağım ki bir yıl boyunca sadece Allah’ın bildiği, beynimin, mantığımın bu iş asla olmaz dediği platonik bir aşk hissetmeye başlamıştım. Birini seviyordum ama yüzünü bile hatırlayamıyordum. Bu, kimsenin bilmediği hislerimi bilen Rabbim bana eşimi sürekli rüyama getirme lütfunda bulunuyordu. Eşimi, eşimin ailesini, yaşayacağımız çoğu şeyi önceden rüyalarımda görmüştüm.

Bir keresinde göz güzü görmeyen yağmurlu bir havada, eşimin üzerinde sadece beyaz gömlekle, bir durakta beklediğini görmüştüm. Ben hiç tanımadığım bu adamın yanına doğru giderken birden rüyadan uyanmıştım. Böyle rüyalardan uyanıp kim bu adam dediğim çok olmuştur.


Eşime karşı bir şeyler hissetmeye başladığım zamanlarda ise ayrı şehirlerde yaşıyorduk. Hiç görüşmediğimiz için derdimi sadece Allah’a açıyordum. Her zaman ‘’Rabbim bu işin olması, bana imkânsız gibi geliyor. Ayrı şehirlerde, bambaşka hayatlardayız. Ama her şey senin elinde, her şeyin bir yeri ve zamanı vardır.’’diyordum.

 Bir akşam nedensizce Fetih Suresi’nin ilk 5 ayetini mesaj olarak gönderdim. O akşam ve devam eden her akşam beni aradı. Kendi de neden aradığını bilmiyordu ama sanki her gün beni araması gerekiyormuş gibi hissediyordu. Ve bir gün telefonda lafı evliliğe getirip biz evlenelim bence dedi. O kadar çok gülmüştüm ki. Çünkü evlilik bana çok uzak bir şeydi. Asla erken yaşta evlenmeyi istemiyordum. Önceliğim okuldu ve ailem üniversiteyi bitirmeden asla evlenmeme müsaade etmezdi. Hele kendimden birkaç yaş büyük biriyle katiyen evlenemezdim. Hayatta en son evlenecek kişi bendim. O her gün beni evliliğe ikna etmeye çalışıyor, bense henüz düşünmediğimi söylüyordum. Bu arada ikimizde öğrenciyiz ha.

Acelesi neydi acaba? Bugün bile bu soruya cevap bulamadığını söylüyor. Eşim bana olan hislerini açana kadar asla hissettiklerimi söylemedim. Sadece bir kere akrostiş şiir yazıp yollamıştım nasıl olmuş diye onun da akrostiş olduğunu fark etmemiş. Çünkü bana şiirdeki yazım yanlışlarını bulup, eleştirilerini de ekleyip, şiirin düzeltilmiş halini geri yollamıştı. Güya hislerimi açacaktım o şiirle. Eşime çok sonraları gerçekten şiirin akrostiş olduğunu fark edip etmediğini sorduğum da etmediğini söylemişti. Anladım ki her erkeğin içinde az da olsa o odunsu taraf vardı.

Ankara’dan yarıyıl tatili için geldiğinde, kahve içmek için görüşmüştük. Ve karşımda o ukala, kendini beğenmiş tavırlı adamı değil, fincanı tutarken elleri heyecandan titreyen, boncuk boncuk ter döken bir adamı bulmuştum.

Okulu bitmişti ve ailelerimize durumu anlatmıştık. Ben ailemin tepkisinden korkarken bir arkadaşım üzülme, nasipli işlerde ağız ve dil bağlanır, nasibinde varsa ailen karşı çıkmaz demişti.
Gerçekten de aileme anlatınca kötü bir tepki göstermediler. Sadece biraz gönülsüzlerdi. Okumadan asla evlendirmeyiz diyen ailem, sen istiyorsan biz de kabul ederiz dediler. Kalpleri evirip çeviren Allah’tır.

Eşimin babası biraz idealist bir adam yani çocukları, gelini ve damatları yüksek mevkili işlerde olsun istemiştir hep. Tahsile çok önem verir. Eşim, henüz öğrenci olduğumu söyleyince şiddetle karşı çıkar.

Hiç unutmuyorum eşim bana bardaktan boşanırcasına yağmur yağan bir günde ailem seni istemiyor bitti diye mesaj atmıştı. O, beni her gün evliliğe ikna etmeye çalışan adam, ne telefonlarıma ne de mesajlarıma cevap veriyordu artık. Kendimi o yağmurun altına attım, sırılsıklam bir halde arkadaşlarım yanıma gelene kadar bilincim sanki kapalıymış gibi oturdum. Daha bir hafta önce asla vazgeçmeyeceğine dair söz veren adam açıklama dahi yapmadan bir mesajla beni terk etmişti. Ayrılık acısının yanında bir de aileme karşı yüzümü kara çıkararak dünyaları başıma yıkmıştı sanki. 

3 ağabeyli bir evin üzerine titrenen en küçük ve tek kız çocuğuydum. Düşünün artık düştüğüm durumu. Diğer ağabeylerime göre daha çok sevdiğim bana çok hakkı geçen ortanca ağabeyim iki ay benimle konuşmadı. Ben yokmuşum gibi davrandı. Seviyorum diye karşılarına çıkardığım, tanıştırdığım adamın böyle yapmasına değil benim böyle birini nasıl sevdiğime kızmıştı.

Gündüzleri ölü gibiydim geceleri de baş ağrısı ve uykusuzluk baş gösterince hayat iyice çekilmez olmuştu. Hem kafam dağılsın hem de ilahiyat okurken zorluk yaşamayım diye medrese mezunu bir arkadaşımdan Arapça dersleri almaya başlamıştım. Ayrılığın birkaç ay geçmişti. Hani dizilerde filmlerde olur ya esas oğlanla kız ayrılır ve aylar, yıllar sonra bir yerde karşılaşırlar. Hayatta en son görmek isteyeceğim kişiydi o.  Ama Allah görmemi dilemişti ki bir gün derse giderken karşıdan eşimin geldiğini gördüm. Kaldırımdan yola indim. O, kaldırımda ben, yolda hiç tanışmamışçasına, birbirimizin yanından göz ucuyla bile bakmadan geçip gittik. Yanından biraz uzaklaşınca o kadar çok ağladım ki arkamı dönüp bakmaya cesaret edemedim. Eşim ise ‘’Arkamı döndüm, o kaldırıma oturdum ve gözlerim dolu, uzun uzun gitmeni seyrettim.’’ der. Ne kadar zor bir gündü. Hala gözlerim doluyor o günleri hatırlayınca. 

Evlendikten sonra öğrendim ki eşimin babasının gönlünde yakın arkadaşının hukuk okuyan kızıyla tek oğlunu evlendirmek varmış. Kız da çok istiyormuş. Eşim dışında herkes kendi kendine gelin güvey olmuş. Yalnız kız benim tam ters fıtratımdaymış. Ben sessiz, sakin, ağır başlı bir fıtrattayken o feci hafif, hiç susmayan, herkese ve her şeye karışabilen yapıda biriymiş. En çok bu yönü sevilmiş. 

Eşimin annesi ve babası eşimi ikna edemeyince bu kızı eşim olmadan istemeye giderler. Yakın arkadaşım, kızı da oğlumu istiyor. Tabi ki verirler diye düşünen babası hayatının şokunu yaşar. 

Kızın ailesi kızı vermemekle kalmaz, neredeyse evden kovarlar. Tabi eşimin babası statülü gelin istediği için statülü kızların aileleriyle görüşür ve herkesten olumsuz yanıt alır. Allah oğlunun kaderine o statüsüz öğrenci kızı yazmıştır bir kere ne yapsa boş. Uzun bir zaman geçer ve eşim babasını ikna eder. 

Eşim babasını da ikna edince, bir şekilde telefon numaramı bulmuş. Bir kereliğine dahi olsa görüşüp konuşmak istediğine dair mesaj yazdı. İkinci günün sonunda beni görüşmeye ikna etmeyi başarmıştı. Benimse aklımda iki cümleden oluşan bir görüşme planı vardı. Karşısına oturacak ve gözünün içine bakarak senden nefret ediyorum. Bir daha seni görmek istemiyorum diyecektim. Bir restoranda buluştuk. Karşılıklı oturduk. Ne yemek istersin dedi hiçbir şey dedim. Israrı karşılık bulamayınca vazgeçti, kendi için bir şeyler söyledi. Bu arada canımı bu kadar yakan adama içimden, senin alacağın ne ekmeği yerim ne de suyu içerim demiştim. O yemek yedi ben yanımda getirdiğim suyumu içtim.

 Yemeği bitince konuşmaya başladı. Gelecek planlarından ve benimle ilgili olan hayallerinden bahsetti. En sonunda bir kez daha evlenme teklifi etti. Ne bir heyecanlanma ne de başka bir his vardı bende. Allah orada konuşmamamı emretmiş olacak ki konuşamadım. Sanki o an düşüncelerimi sildiler, boş ve sabit bir bakışla sadece tamam dedim. Şaşkındım ama konuşamıyordum. Tamam deyip kalktım. Sonrasında tabi isteme mevzuları nişan vs. oldu. Ona nişanlanana kadar, onu bir yıl boyunca gizli sevdiğimi, rüyalarımda yaşayacaklarımızı gördüğümüzü asla söylemedim. O da benimle tanışmadan önce beni rüyasında gördüğünü uzunca bir zaman söylemedi. 

Manevi birçok durumla resmen birbirimize doğru çekilmiştik. Asla olmaz derken birden oluverdi. Elest bezminde takdir edilmiş bir kader en korunaklı bir kalede bile seni bulurmuş. Bin bir imtihan ve engel atlattık. Sonunda evlendik. Bir haftalık evliyken 4 ay eğitime gitti ve ayrı kaldık. Beklemek çok zordu benim için. Evlendikten sonra, aslında babasının beni hiç istemediğini, istemeye gelecekleri akşam bile zorla getirdiklerini öğrenmem tam bir hayal kırıklığıydı. Ama biz yılmadık ve babasına sevgimizin neleri aşabileceğini gösterdik. Üniversiteyi evlendikten sonra okudum. Eşim hayatta her zaman en büyük destekçimdir. Buz gibi Ankara kışında üniversite kapılarında az beklemedi beni. Allah ondan razı olsun hala okumamı, alanımda yükselmemi destekliyor. İşte bizim hikâyemizin en kısa hali bu. Neler yaşadık neler. Şimdi ise eşim işi gereği gidemediği askerliğini tamamlamak için gitti. Ve ben yine onu bekliyorum. Bu sefer yalnız değilim. 4 yaşındaki oğlumuzla beraber bekliyoruz. Allah kimseyi sevdiğinden ayırmasın. Hakiki aşkı hepimize nasip etsin. Hikâyemden 3 ders almanızı istiyorum.

1) Hiçbir zaman asla olmaz demeyin. İmkânsız denen şey aslında yok. 

2) Nokta kadar bir mevzu dahi olsa asla büyük konuşmayın.(Asla olmaz demiştim)

3) İnsanlar evlenirken sadece eşiyle mutlu olmanın yeteceğini sanarak aslında çok yanılıyorlar. 

Evlenirken iki ailenin anlaşması, çiftlerin ailelerle anlaşabilmesi çok mühim. Ben eşimle mi evleniyorum ailesiyle mi demek çok yanlış. Asla öyle demedim ama ailesinin çokta istemediğini az çok tahmin edebiliyordum. İster istemez yanlış anlaşılmalar oldu. Bu yüzden kendinizi iyice tanıtmadan, aileler birbirini iyice tanımadan asla evlenmeyin. Kafanızda soru işaretleri olursa yanlış anlamalar da çok olur.

Hikâyemde olumsuzluklar çoktu ama masal gibi günler de yaşadık. Eşimin onca insanın önünde sahneden bana bakarak Mona Roza şiirini okuması tarif edilemez bir duyguydu. Davetiyelerimiz bile dağıtılmışken, nikâh tarihimizi ertelettim biraz daha düşünelim deyip doğum günümde nikâhımızı kıydırtması en büyük sürpriziydi. 

Eşim, ilk vazifesi eşlik görevinden sonra hem en yakın arkadaşım hem de dert ortağım oldu. Beraber ağlayıp gülebildiğim, astrofizik hayallerimizi konuşabildiğim, karar verdimle başlayan okul cümlelerimi sabırla dinleyip benimle istişare yapmadan mı deyip yine de beni destekleyen, elinden gelse beni kitap cennetine götürebilecek, bir gün dünyayı benimle gezebilecek (bu çok istediğim gemi yolculuğu olsa bile) uzun ve saçma rüyalarımı, salakça çocukluk anılarımı bıkmadan dinleyen, antikalarıma, antika merakım yüzünden ben bunu antika yapacağım diye sakladıklarıma sabır gösteren bir eş verdiği için Rabbime ne kadar şükretsem azdır."

Zaman ayırıp hikâyemi okuduğunuz için önce size ve sonra Nabrut’a kocaman kocaman teşekkür ederim.

Not: Siz de hikayenizi bizimle paylaşmak isterseniz ki çok mutlu oluruz, nabrutvebiz@gmail.com adresinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

Yazı dizisi:

Görücü usulü evlilik nedir?

Görücü usulü evlilik "Usulü"

Görücü usulü evlilik hakkında bilinmeyenler