Çok önemli not: Bu yazılanları bir müddet sonra okuyamayacaksınız. Çünkü sonsuza kadar ortadan kaybolacak.

Daha önce hiçbir buluşma hikâyemi yazmadığımı düzenli okuyucularım bilirler. 

Zihnimde hiç kimseye dair bir anı kalmasını istemediğim için yazıya dökmenin anlamsız olduğunu düşünerek yazmadım, 

İleride bir gün ifşa olursam görüştüğüm/yazdığım kişilerin de ifşa olacağını düşündüğüm ve kimseyi rencide etmek istemediğim için yazmadım,

Biraz da bu gibi durumlar benim için aşırı mahrem ve bir erkeğe karşı tutucu değilim lakin bir erkekle ilişkimi üçüncü şahıslara anlatmak konusunda çok muhafazakârım. 

Bu sefer sınırlarımı aşıyorum farkındayım ve nereye kadar gidebileceğimi ben de merak ediyorum.

Öncelikle dünkü yazıma gelen yorumlardan yola çıkarak açıklık getirmek istediğim şeyler var;

Olay kapanalı epey oldu.



Tekrar görüşse idin diyenleriniz olmuş ama işler bildiğiniz gibi değil.

Ben burada hep yazarım; çok soğukkanlıyımdır. Hem bu özelliğim yüzünden hem de karşımdaki insana karşı bir şey hissetmediğim için olsa gerek heyecanı bırakın gergin bile değildim. Yani çayı (hatta çayları :) içerken falan bi’ boğazımdan guluk guluk sesleri gelsin, yanaklarım kızarsın falan isterdim ama olmadı.

Çocuk bu halimi anlayarak bana dedi ki;


Karşımdaki insanın yanımda heyecanlanmasını isterim. Yüzde elliysen bile bu iş olmasın. En az yüzde doksan istiyorum, dedi. 
Tam burada vayyy demişsinizdir diye düşünüyorum- :)

Biz kararımızı daha bildirmeden çocuk ben olumsuz olduğunu tahmin ediyorum ama tekrar görüşürsek olumluya dönebileceği kanaatindeyim diye haber göndermiş.

Düşündüm, bunun üzerine çok düşündüm. Tahmin edersiniz ki; uykusuz geceler, iştah kaybı vs. bu durumlarda yaşanan ortak yan etkilerdir. Hepsini yaşadım.

Ama sonra dedim ki; yüzde elli bileysen bile bu iş olmasın diyen birinin yanına tekrar gitmek ona büyük bir haksızlık olacak.

Nasıl anlatsam bilemiyorum, azıcık bile ona doğru itilseydim, o yoldan gidecektim. Dün bahsettiğim buraya yazamadığım iki hususiyet için ona tutunarak devam etmeyi çok isterdim. Ama eros çalışmıyor, Yunanistan batınca o da işleri boşladı sanırım. Zaten benden yana hiç uğradığı yoktu, çöken ekonomi de bahanesi oldu. 

İçim ısınmadı dediğimde bazıları da çirkin miydi, diye soruyor. 
Ne ayıp! 
Kimsenin evladına güzel, çirkin diyemem. Allah herkesi kendine has güzellikler verip yaratmış. Çirkinlik evlenmemek için bahane sayılsa idi evlilik güzellere ait bir hususiyet olurdu. Sadece güzel olan insanlar evlenebilirdi ama öyle değil, değil mi? 

İşin aslı ben fotoğrafını bile görmeden gittim. Çünkü benim için hali, tavrı, duruşu, bakışı, konuşması önemli. Hatta ben çirkin adam severim, zira güzel adam görüntüsü ile kapıları açıp karakterine bir şey katmak için çaba harcamaya ihtiyaç duymazken çirkin adamlar kapıları açma kudretini karakterinde bulurlar. 

Yani demem o ki; bu iş güzellik çirkinlik meselesi değil. Elektrik diye mi, iç ısınması diye mi, kalp çarpıntısı diye mi adlandırırsınız bilmem ama işte o adlandırmakta zorlandığımız duygu husule gelmedi.

Konuyu buraya bağlayıp ana mevzudan hızla uzaklaştığıma göre devamını da yine sizin yorumlarınızla şekillendirip diğer detayları yazarım.

Not: Görücü usulüne Blind Date deyince de pek bir havalı oluyor. :P