Mutsuzken, bir belaya uğramışken, sıkıntılı iken Allah'a daha çok yaklaşan nankör kullardanım. Bir sıkıntının en sevdiğim yanı, secdelerimi uzatabilmek ve daha huşulu, kalbi kırık, Allah'a daha yakın hissederek kıldığım namazlardır.

Birçok insan böyledir. Nasıl ki nankör niye itham ettiğimiz arkadaşlarımız işi düştükçe bizi arıyorsa, bizde ancak işimiz düştükçe Allah’a yaklaşıyoruz.
Bunu şu yönden değerlendirmekte bir beis görmüyorum. "Allah’a samimi kalp ile yaklaşalım da, sebeplerin üzerine eğilmesek de olur."

Ne zaman işlerim yolunda gidip dünyaya dalsam, ibadetlerimden uzaklaşıp zevk alamaz hale gelsem, Allah benim dünyama bir zelzele gönderir, tökezlerim. İşler rayından çıkar. Hüsrana uğrarım. Ve bu ikazın neticesinde kırılan kalbim ibadetlerimden zevk almaya başlar. Allah’a yaklaşırım. Dua etme, edebilme nimetine kavuşurum.


Sonra her işi rast giden, tabiri caizse ayağına taş bile değmeyen insanlar görürüm, sırlarını merak ederim. 
Bu tip insanların üzüntülü iken asla ibadet edemediklerini gözlemlerim.
O tür insanlar kafası rahatken, aklında bin bir sıkıntı yokken ibadetlerinden tat alabiliyorlar. Onlar için ibadet şükür vesilesi. Nimetlere kavuşunca nimetlerin sahibini unutmak yerine onu verene daha çok sarılıyorlar.
Bunun neticesinde Allah onları belaya duçar kılmıyor.

Bunu her anladığımda kendi halime çok üzülürüm. Sonra hep tekrar unutur, tekrar nankörlük ederim.

Menfaatli bir ay geçirmemiz duasıyla...