Çocukken yaz aylarında, hafta sonu gelecek de, pikniğe gideceğiz diye karnıma ağrılar girerdi.
Salon erkeği kıvamındaki babamın, -beyaz atletli göbekli amca- aktivitesini neden bu kadar sevdiğini yıllar sonra anlayacaktım.
''O bir et oburdu.''

Benim o yaşlarda pikniği sevmeme nedenime gelirsek, sanırım yorgun argın, açık hava çarpmış olarak eve dönen bünyemi, annemin iterek banyoya sokması, yetinmeyip derimin altındaki organlarıma ulaşma isteği ile hunharca beni keseleme eylemiydi.


Börtü böceğe kol kanat açtığım, toza toprağa bulandığım için annem beni aklayıp paklamaya çalışırdı tüm iyi niyetiyle, bense, bense, ben talihsiz yavrucak o yorgunluğun üzerine, üzerime uygulanan güç denemelerinden hiç hoşnut olmazdım.
Zaten et de sevmezdim.

Yoksa ben de piknikte topraklarla yemek yapmayı, mesela, ağaç yapraklarını çamurdan yapılma pirinç ile sarmayı severdim.
Tombik oynardık, ip atlardık, salıncak kurardık...



Şimdi büyüdüm, pikniği seviyor muyum?
Mangalda et, tavuk kanat, çay kahveyi çok seviyorum. Lakin halen piknik sevmiyorum. 
Eskiden pikniğin tek sevdiğim kısmı oyun oynamakken, şimdi en sevdiğim kısmı yemeği pişirip önüne getirenin erkekler olması.

Not: Resimler Instagram hesabımdan alınmıştır.

Talihsiz Yavrucak Nabrut Bildirdi.