Bayan Z. bana bir mail yollamış ama bu sefer konu o kadar hassas ve okurken o kadar duygulandım ki, ne diyeceğimi de bilemiyorum.
Bu sefer ben susayım siz yorum yapın olur mu?

Merhaba Nabrut nasılsın?

Bloğunda genelde evlilik hikayeleri yazılır ama ben bloğunda daha önce hiç rastlamadığım bir konuya değinmek istedim. Daha doğrusu ise galiba sana ve sevgili okurlarına biraz dert yanmak istedim. Karantina sürecinde olduğumuz için sanırım uzun zamandır içimde yaşadığım bir sızı beni yine acıttı, bu konu üzerine düşününce seni Güzin Abla gibi gördüğümüzden olsa gerek aynı zamanda Türkiye'nin de temel bir problemi olduğu için biraz görüş alışverişi de olur diye sana yazayım dedim. Hasılı kelam konumuz bir genç kızın babasıyla tıkanık ilişkisi . Evet pek çok kızın kanayan yarasına değinmek istiyorum.

Evet, çocukluğumdan beri babamla ilişkim hep gel gitli oldu. O yaşlarda bunu sorgulamayı bilmiyordum. Babam yeri gelir çok sever yeri gelir kızardı. Böyle düşünüp gerisini boş vermiştim galiba.

İlk ergenlik yıllarım olan ortaokul sürecinde babamla ilişkim epey çalkantılı geçtikten sonra lisede ben kendi hayatıma odaklandım o da bana karışmadı gayet seviyeli uzaktan uzağa bir ilişkimiz oldu. Ben ondan bir şey beklemedim, o benden. Beni anlamaktan, yaralarıma destek olmaktan uzaktı. Çünkü kendisinin o zamanlar desteğe ihtiyacı vardı. Çok zorluklar da yaşadığımız o yılları yine de birbirimize olan sevgimizle aştık. Babamın garip bir yönü vardı, yeri gelir seni çok sever sizin ayaklarınızı yerden keserdi. Sonra bir bakardınız o sizi havada bırakıp gitmiş ve birden baş aşağı yere çakılmışsınız. Hep uçlarda yaşadık, bir çok iyi olduk, bir kötü.

Aslında şöyle diyeyim öfkesine hakim olamayıp bağırıp çağırır ama sonra da telafi edecek bir şey yapardı. Annemle de ilişkisi bu şekildeydi ve aslında şimdi geri dönüp bakıyorum da beni en çok üzen annemi gerçek manada sevmemesiydi. 

Şimdi dönüp de bunları anlatmak zor ama kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyen bir mizacım olduğundan bu kelimeler yıllarca boğazıma birikip geri döndüğünden en azından böyle bir mecrada anlatmak istedim. Daha doğrusu birden kendimi burada bunları yazarken buldum. Neyse ortaokul yıllarında abimle gittiğimiz gitar kursu bizi ev ortamından biraz uzaklaştırıyordu. Dediğim gibi lisede de geceden geceye babamla birbirimizi görüyorduk. O zamanlar abim babamı sevmediğini bize söylerdi, babama karşı ciddi sıkıntıları vardı içinde ama yüzüne bunları asla söylemez onunla yüzleşmezdi. Ailede bir şey babama söylenmek istenirse beni babama gönderirler babama ben söylerdim. Onunla iletişim kurmaya çekinmezdim ben. Yeri gelir uzun kavgalar da eder barışırdık sonra. Ama o yıllarda babamı sevip sevmediğimi bilmezdim yani baba babadır işte diye bir düşüncem hakimdi bende. Hatta dediğim gibi ilk ergenlik zamanlarımda ondan nefret ettiğimi zannediyordum. 


Neyse bu kısım biraz acımak romanına benziyor daha sonra bir gün lisedeyken anneannemden babama dair bir gerçek öğrendim. Babam yıllar yılı kendi ebeveynleriyle epey sorunlu bir ilişki yaşamış ve ciddi bir tedavi görmüş ama sonuç bu kadar işte. Babamın ebeveynlerini o zamana kadar ölmüş biliyorduk ve bu konuyu hiç sorgulamamıştık. Babama bazen telefonlar gelir babam epey rahatsız olurdu mesela. Bu parçalar kafamda sonradan birleşti. Böylelikle ben tam da lise hayatımın ortasında ciddi bir aile sırrıyla yüzleşmiştim ve o günlerde epey babacı oldum. 

Babam aşağı babam yukarı; babama laf söyletmezdim. Her şeyin aşırısı kar etmediği gibi benim bu aşırı sevgim de biraz gözümü boyamıştı. Çevremde onun karizmatik hareketlerle gezdiğini düşünürken; üniversiteyi başka bir yerde kazanıp da aralarda dönüp geldiğimde gerçeği biraz daha görebiliyordum. Babam bazı sorumluluklarını yerine getiremiyordu mesela. Ama bu elinde değil diyordum. Sonra insanlar babamı bana şikayet ediyor sonra o gelince sanki hiçbir şey olmamış gibi susuyorlardı, bense öylece kalakalıyordum. 

Ayrıca size bir tavsiye lütfen ama lütfen bir çocuğa babasını şikayet etmeyin. Misal okul yönetimi gelip baban aidatı yatırmamış, baban şöyle yapmış vs. gibi şeyler söylüyordu. İşte üniversite yıllarımda böylece geçip gitti. Okuduğum üniversitede arkadaşlarım -biraz da şehir dışında okuduğum için- hayatımın çok güzel olduğunu sanıyordu. Beni para içinde yüzüyor sanıyorlardı oysaki çoğu zaman annemin bir cep harçlığı bile olmadığını biliyordum ben. 

Neyse hayatım böyle geçti. Abim hiçbir zaman babamı sevmek için uğraşmadı, o böyle, dedi ve onunla yüzleşmedi. Bir baba oğul ilişkileri olmadı ve erken yaşta evlenip gitti. Ama ben hep babamın peşinde koştum, beni anlamasını istedim, uzun uzun sohbet etmek istedim; yeri geldi öyle de oldu. Mesela beni lunaparka götürdüğü gün baba-kız hayatımızdaki en mutlu gündü. Ama bunun yanına bir gün stajda fenalaşıp izin alıp beni alması için aradığımda oraya nasıl geleyim deyip o gün kusa kusa otobüse bindiğim bir anım da var mesela. Otobüsteki insanlar da alışmıştı. Küçük bir yerde yaşadığımızdan otobüste kâh ağlar kâh güler öyle gelirdim eve.

Hasılı ben bu zamana kadar onu hep sevmiştim. O ise bazen beni hayal kırıklığına uğrattı, bazen de beni hayallerime bağladı. Ama bildiğim bir şey vardı, beni sevmiş, bizi sevmişti; çünkü benim doğum haberimle birlikte intiharın eşiğinden döndüğünü de öğrenmiştim. Ama bu nasıl sevgiydi? Ömrüm boyunca onunla ilişkim iki ileri bir geri böyle devam etti. Onu babam olarak sevsem de ona güvenip bel bağlamadan yaşamayı öğrendim aslında ben. Ve ilişkimizi dengeli tutmak için çok sevmemeyi çok yaklaşmamayı uzaktan merhaba merhabalık bir dengede bırakmayı öğrendim. Çünkü çok sevdiğimde beklentim de yükseliyor, büyük mutluluğumun ardından büyük hayal kırıklığım geliyordu. 

Abimse çok uzak kalmayı seçtiğinden bana da anneme de uzak kaldı. Şimdiyse şunu düşünüyorum ben; 


  • Bir erkeği sevmeyi nasıl öğreneceğim? 
  • Elimdeki veriler bu kadar dengesizken nasıl sağlıklı bir eş ilişkim olacak? 
  • Hayat arkadaşımla nasıl iletişim kuracağım? 

Bir genç kızın babasıyla olan ilişkisi ilerde eşini seçmesinde ve daha sonra onunla olan ilişkisinde en önemli rolü oynadığını üniversitede okuduğum onca kitaptan çoktan öğrendim. Belki bu yüzden hiçbir erkeği hayatıma çekememem. Belki bu yüzden bazı yanlış kişilerle tanışmam. Ama bildiğim şeyse erkeklere kalbimi ta lise yıllarında kapattığım. Bin bir zorlukla da olsa kendi başıma işlerimi yürütmeye alışmış olmanın verdiği bu gururla bir erkeğin kalbini nasıl kazanacağımı bilmiyorum. Fakat bildiğim şeyse benim de aslında bir erkeğin sağlıklı ilgi ve sevgisine son derece muhtaç olduğum. Evet bu konuda olduğundan farklı davranarak geçici mağlubiyet kazanan arkadaşlarım oldu ama peruk çıkıp kel görününce onlara ne olacağını biliyorum.

İşte böyle Nabrutcum. Sana acı tatlı babamla olan hikayemi anlattım. Benim için çok özel anıları paylaştım. İnan karantinada düşün düşün tıkanma sürecine girdiğimden belki de. Bazen senin abin ve babanla olan hikayelerini okuyunca içten içe duygulanarak ah çekmiyor değildim. Bloğunu benim gibi bir sürü kız okuduğunu biliyorum ve benzer hikayelerimiz vardır eminim. Bu yüzden paylaşmak istedim. Emin ol şimdi üstümden bir kamyon kalkmış gibi oldu. 

Babamı seviyor muyum? Evet onu sevmeyi öğrendim. Onun da beni sevdiğini biliyorum. Ama sevgi bir yere kadarmış derler ya bazen bu sözü anlıyorum ve onu kendi dünyamda artık beni acıtamayacak bir yere koydum. Bense kendi başıma yaşamayı öğrendim sayılır. Yine de bazen beni acıttığı bazense tekrar eski umutlarıma döndürdüğü oluyor. İşte böyle. Bu hayatta bana da böyle bir hikaye yazılmış. Rabbimin alın yazısına hep inandım ve Rabbimin beni bundan sonra mutlu edeceğine de inancım tam. Allah'a emanetsin....

Not: Sizde yazmak, paylaşmak istediğiniz her ne varsa nabrutvebiz@gmail.com adresine yollayabilirsiniz.