Evlilik teklifini aldım, Fadıl beni eve bıraktı ama oradan sonrasında olaylar biraz koptu.

Ertesi gün sözümüz vardı ama neredeyse iptal ediyorduk.

Çünkü; bünyem fazla romantizmi kaldıramadı.
Teşhis aşırı romantizm yüklemesi sonucu meydana gelen reddediş sendromu.

Karlı bir günde evlenme teklifi aldığımdan bahsetmiştim, o esnada epeyce üşüdüm aslında ama üşümekten öte psikolojik olarak şu noktaya gelmiştim,

Artık dönüşüm yoktu... Ciddi ciddi evleniyordum.

Yolda midem bulanmaya başlamıştı, gider eve dinlenirim bir şeyim kalmaz diyordum ama öyle olmadı.

Eve gittim, biraz uyudum ama kalktığımda bünyem içindekileri reddetmeye başladı. Elimi kolumu kaldıracak halim yoktu, daha iyi olurum diye beklerken daha da kötüleşince acile gittik.

Bir şişe serum alarak eve döndüm ama durumumda bir değişiklik olmadı. Sabahı zor ettim ve tekrar gidip bir koca şişe daha serum yedim. 

Bir yandan abim aşkımdan yataklara düştüğümü söyleyerek benimle dalga geçiyor bir yandan da iptal mi etsek diye konuşuyorlardı.

İptal etmedik ama iki şişe serumdan sonra kurbağa gibi pörtleyen gözlerimle fotoğraflarda mükemmel çıktım. Ayrıca iki gün önce aldığımız yüzükler de parmağıma girmedi ki parmağıma yüzüğü sokuşturma mücadelemiz izlenmeye değerdi.

Söz ve isteme adı altında küçük bir tören yapacaktık ama Fadıl'ın 6 kardeş olması bunu mümkün kılmadı. Böylece söz isteme diye başlayan hengameyi sonradan nişan olarak adlandırdık ve ben bir büyük hengameyi daha kaldıramayacağımı, bünyemin buna hazır olmadığını yetkili mercilere bildirerek şaşalı, nişan masası lı, nişan fon lu, nişan mumlu, baş harflerimizden oluşan uçan balonlu nişan yapmadım. Ancak tahmin edersiniz ki bunu yetkili mercilere kabul ettirmek o kadar da kolay olmadı.

Bir önceki yazımda bahsettiğim detaya gelirsek,

Nişan günü Fadıl geldi ama abisini falan vekil olarak gönderdi sandım. Hayır benim 1 aydır görüştüğüm adam bu değildi, işin ilginç yanı bu süreçten önce Fadıl ile tanışmış olan annemle babam da çocuğu tanıyamadı. Bir şey var bu çocukta, bir değişiklik diyordum ama çözemedim. Herhalde gözüme perde indi, dedikleri bu oluyormuş dedim, günün karmaşası arasında üzerinde durmadım. Artık o ya da değil, evlilik yoluna girmiştim, ne çıkarsa bahtıma diyerek yoluma devam ettim. Hahah!

Sonrasında olayı çözdüm tabii. Meğer stresten kendini yemek yemeye veren Fadıl, hızla kilo almış. Arada nişan fotoğraflarını kendisine gösterip bu da benim eski nişanlım diye dalga geçiyorum. Şimdi bunu okuyunca da muhtemelen bana kızacak ama tombişken de seviyorum ben, sorun yok. Hahah!

Nerede kalmıştık;

Kurbağa gözlerimle başlayıp prensese dönüştüğüm günde benim kurbağa prens masalım biraz tersine dönmüş olsa da kazasız belasız yüzüklerimizi takmış olduk.

Kahvesine tuz gibi atraksiyonlara girmedim. Bu konuda hep şöyle düşünüyordum; insan hayatında bir kere kız isteme kahvesi içiyor, onun da keyfini çıkarsın. Her ne kadar dış mihraklar emin misin, gel içine zehir katalım diye fiştiklese de oyuna gelmedim.


Ne giydin derseniz, siyah düz bir elbisenin üzerine, çeyizimde çocukluğumdan beri beni bekleyen Beypazarı işinden gümüş kemerimi taktım. Pudra tek renk bir eşarp örttüm. Bu kadar! Kurbağa gibi pörtlemiş gözlerimle güzelliğim yeterdi zaten. 😋

O güne dair aklımda kalanlar;

  • Fadıl'ın çok kötü bir gondol seçmesi ve olayların aslını bilmeyerek birde gittin bunu mu seçtin diye aile efradının bana gülmesi,
  • Lan bu kız kimle evleniyor sonunda diye merakını yenemeyerek çağırmadığımız halde bazı akrabaların gelmesi,
  • Misafirlerin gelmesine bir saat kalana kadar yatak döşek yatmış olmam,
  • Nişan boyunca akrabalarıma zorla nişanlandığımı düşündürecek kadar durgun ve soğuk kanlı olmam...
Hepsi bu kadar işte.
Sabah kalktığımda nişanlı bir kızdım. Ama asla nişanlı bir kız gibi davranamadım. Gittiğim gelinlikçiden tutun da düğün günü kuaföre kadar zorla evlenmediğim konusunda ikna olmadı. Neden mi? O da başka bir yazının konusu olsun.