Feminizm kocayı bulana kadardır aforizmasından yola çıkarsak, benim, erkeğin romantik hareketleri bendeki kalitesini öldürür lafım da Fadıl'ı bulana kadarmış. Gerçi onun romantikliği de evlenene kadarmış da o mevzuya sonra değinirim.

Ben gerçekten evlenme teklifi gibi atraksiyonlardan hoşlanmıyorum. Ama bu da başıma geldi. Anlatayım;

Bir perşembe günü yüzüklerimizi aldık ve Pazar günü isteme olmasına karar verildi. Fadıl Bey ise isteme olmadan önce benden bir evet duymak istiyormuş. Daha öncesinde evlilik teklifi edeceğine dair ufak bir bilgi sızdırmıştı. Ama zamanını tahmin edemedim.

İstemeden bir gün önce çikolataları ve çiçeği beraber seçelim, ben anlamam, senin içine sinen bir şey olsun diye beni dışarı çıkmak için ikna etmeye çalıştı. Ben böyle şeyleri umursamadığımı, hiç fark etmeyeceğini söylesem de ısrarcıydı.

Sorun şuydu ki, abim evdeydi ve evden çıkmam epey sorun olacaktı. Fadıl'ın ısrarları karşısında pes ederek, abime çikolata ve çiçeğin hayati bir şey olduğunu, (!) mutlaka benim seçmem gerektiğini söyleyerek zor şartlarda dışarı çıktım.

Nisan'ın 20'si ve Ankara'da kar yağıyor. Evlilik teklifi edeceğini tahmin ediyorum ama böyle sıkışık bir vakitte olacağını hiç düşünmediğimden ayağıma botlarımı çekerek romantik bir ambiyansla bütünleşmek üzere yola çıkmışım meğer.

Çikolata almaya gidiyoruz diye yola çıktık ama beni Ankara'nın bir ucuna Oran tarafına doğru götürüyor, orada butik çikolata dükkanları var, herhalde onlardan birine gidiyoruz diye düşünüyorum, ama yok, yol bitmiyor. 

En son ağzımı açıyorum;

Beni kaçırıyor olabilir misin, diye soruyorum.

Bir kahkaha ile yanıt veriyor...

Sonra en sonunda İncek'e geliyoruz. Ankaralılar bilirler, İncek'te küçük müstakil evler vardır, onların önünden geçtikçe bu sefer de herhalde niyeti kötü diye korkmaya başlıyorum. 

Evlenme teklifi aklıma geliyor ama çevrede kafe gibi hiçbir yer yok, bu yüzden emin olamıyorum.

Derken bir villanın önünde duruyoruz, kapımı biri açıyor ve tabelayı görüyorum. O anda içimden, Allah diyorum, romantik bir şeyler olacak, hiç benlik değil, acayip utanacağım, umarım abartmamıştır.

Ama abartmıştı.



Yola güller dökülmüş, yol boyu tabelalar yerleştirilmiş, tabelalarda bana hitap ettiği sözler...

Bir adam da bizi kameraya alıyor. Yer yarılsa da yerin içine girsem. Utancımdan o an ölmediysem daha da hayatta ölmem.

Sonra villanın kapısından giriyoruz, şöminenin önüne minderler atılmış, yiyecekler bir şeyler hazırlanmış, hoş bir ortam var. Ben çevreye bakarken her şey oluveriyor. Aman Allah'ım dizleri üzerine çöken Fadıl cebinden yüzüğü çıkarıyor ve soruyor:


Benimle evlenir misin?

Peki bu olay üzerine ben ne yapıyorum sizce? Beni yeteri kadar tanıyorsanız Allahaşkına kalk yerden tarzı bir replikle adamı dizlerinin üzerinden kaldırdığımı, tüm o romantik anı rezil ettiğimi tahmin edersiniz.

İşin latifesi bir yana, her ne kadar bu tarz şeylerden hoşlanmasam da hayatımın en güzel anlarından biri olduğunu söylememe gerek var mı, bilmiyorum. Neden güzel biliyor musunuz?

Bir adam sizin için genelde hatunlar bunu arzu eder diye düşünerek kendi fıtratına da çok zor gelen bir şeyi yaptığı, sizi bundan mahrum etmemek adına uğraştığı için güzel... İstemeden önce evlenme teklifini yapmalıyım ki gerçekten bir anlamı olsun, önce sana sorayım sonra ailene diye düşündüğü için güzel...

Şunu da ekleyim; Evet demedim. Yüzüğü taktım ama cevap vermedim. Dini nikahımıza kadar defalarca aynı soruyu tekrar etti ama evet demedim. Dini nikahta nasıl evet dediğimi de yeri gelince anlatacağım.

Bu teklifin tek sıkıntısı ise şuydu, ertesi gün istemeyi iptal etmek zorunda kalıyorduk. Neden mi? O da bir sonraki yazının konusu olsun.