Bu sefer gerçekten Fıdıllıoğlu oldum.

17 gündür evli, çiçeği burnunda pembik bir gelinim.
Fadıl rüyada mıyız diye soruyor bana. Bende ondan farklı hissetmiyorum. Hani üniversiteye başlar, başka bir şehre taşınırsınız ve 4 yılın bitmesini beklersiniz, günün sonunda illaki evinize döneceksinizdir çünkü. Tam olarak böyle hissediyorum işte.

Yabancı bir evdeyim ve misafir gibiyim. Sanki bir müddet burada konaklayacağım ve evime döneceğim. Burada derken bu satırları misafirliğimde 17. günü bulduğum, herkesin benim evim olduğunu iddia ettiği evin mutfağından yazıyorum. 

Şu kısa evlilik hayatımdaki tek güzel şey Fadıl Bey. Fena çocuk değil, elinden geleni yapıyor valla. Bir de yemek, ütü, temizlik gibi beklentileri olmasa mesela, yeme de yanında yat.

Açık söylemek gerekirse bir gün buraya evlendim yazısı yazacağımı düşünmüyordum. Ama gelin görün ki bugün soğan kokan ellerimle, çünkü yemek yaptım, bloğuma döndüm. Soğan kokusu gerçek, hayatın gerçekleri bunlar, bilin istedim. Hahah!



Geçen gün akşam yemeğinde Fadıl yemeklerimi överken, övmezse ertesi gün aç kalma ihtimali var tahmin edersiniz ki, ben de gün içinde yemek, ütü, temizlik üçgenindeki şahane hayatıma bayıldığımı anlatırken, valla sen öyle bir hayatı bırakıp nasıl evlendin benimle, diye sordu. Ah canım, konforlu, beş yıldızlı baba evim!

O an, işte o an önümdeki sis perdesi kalktı.
Lan ben ne yaptım, diye elimin içiyle alnıma vurup kendime geldim.

Hahah!

Yine en sondan başladım anlatmaya. Buraya kadar olan süreçte  anlatacak o kadar çok hikaye biriktirdim ki. Bu yazıyla başlangıç yapmış olayım.

Yarından itibaren hikayeme kaldığım yerden devam edeceğim, umarım hala inatla yeni yazı girmiş mi diye bakan birileri kalmıştır.


Not: Bu yazı niye Nabrut'a yeni yazı girmiyorsun diyen tutkulu fanım Fadıl Fıdıllıoğlu'na ithaf edilmiştir. :)