Fadıl Bey'le evlenme noktasına nasıl geldiğim, onu ne zaman sevmeye başladığım soruluyor. 

Buluşmalar ve ritüelleri bir kenara bırakarak biraz Fadıl Bey'i anlatayım.

Size ilk olarak şunu söyleyim;
Evlilik için dua ederken Allah'ım huyu şöyle olsun, şöyle bir adam olsun diye hiç dua etmedim. Kafamda bir profil vardı gönlümün istediği ama dua ederken sadece şunu söyledim;


Allah'ım benim için bana uygun olanı sen daha iyi bilirsin.Geçinebileceğim, huyu huyuma uygun olanı sen daha iyi bilirsin.Benim istediğim bana uygun olmaz belki, senin ilmine ihtiyacım var.Ben senin benim için seçtiğini istiyorum.


Hakikaten şimdi düşününce Fadıl benim üzerime göre kesilip biçilmiş gibi. Ben şöyle biri olsun, böyle biri olsun desem bana bu kadar uyan birini ifade edemezdim, hatta muhtemelen benim isteyeceğim şeyler bana uygun olmazdı. Dışarıdan bakınca iki farklı insan görebilirsiniz belki ama Rabbimin benim için seçip gönderdiği bu adam ruhuma değmeyi başarıyor.

Ha, her erkek gibi, babam gibi abim gibi o da bazen düz mantık düşünüyor, beni anlamakta zorlanıyor, bazen bana üç kağıtlar yapıyor, anladığı halde anlamaz gibi davranıyor, olayları işine geldiği gibi yorumluyor, bazen küsüyorum, bazen darılıyorum, bazen ben de istemeden onu üzecek şeyler yapıyorum, ama aşka her şey dahil dediler, ben bilmem.

Kimin kızı olduğum, eğitimim gibi detayları hiç umursamadan etiketlerime takılmadan benim içimi görmüş olması ve bunlara karşı bir kompleks ya da eksiklik hissetmemesi, karşımda hiç ezilmemesi, beni ezmeye yeltenmemesi, benimle ego yarışına girmemesi ile daha ilk günden benden puan kazanmıştı.

Bir erkeğin yanındaki kadına hayranlık duyması, bunu açıkça belirtmesi, gururlanması kadar muhteşem bir şey olamaz. Benden korkarak bana karşı hakimiyet kurmak yerine benimle gururlanan biri Fadıl Bey. Bunu yaparken de asla ezilmeyen, ona olan saygımı kaybettirmeyen...

Ah bir de yumuşacık bir adam olması! Asla kavga edemiyoruz. Olay biraz yükseldiğinde cevap vermeden önce şimdi size anlatmakta zorlanacağım bir mimik yapıyor, kaşlarını hafifçe çatıyor, bir beş saniye düşünüyor, ondan sonra gayet normal perdeden cevap veriyor. Allah biliyor ya, sinirli, yüksek çıkışları olan, kırıp döken bir adamla asla yapamazdım. Bundan o kadar çok korkuyordum ki. Hamdolsun.



Huyu bu kadar yumuşak olduğu halde aslında 15 yaşından beri çalışan, kendi hayat mücadelesini vermiş güçlü bir adam. Dünya yıkılsa kalkıp hadi tekrar imar edelim, der. 

Bazı kırılma noktaları var ki o noktalarda sevgimi daha derin hissettim. Bunlardan biri Fadıl'ın babasının mezarını ziyarete gittiğimizdeydi. Mezarın başında o kadar çok ağladım ki... Fadıl'ın 33 yıl süren yetimliğine... Ona o kadar kıyamıyorum ki, sanki benim için babası o gün öldü gibi canım acıdı. Bu satırları yazarken hala ağlıyorum. 

Bir diğeri beni eve bıraktığı bir gündü.
Beni kapıya kadar getirdi ve dönerken suratı o kadar düştü ki, o gördüğümü fark etmedi ama acaba canı bir şeye sıkkındı benden saklayıp bir şey yokmuş gibi mi davranıyordu diye düşünmeye başladım. Eve girince mesaj attım, yok bir şey, dedi. Sonradan söyledi ki beni eve bırakmak zorunda kaldığı, ayrıldığımız için üzülüyormuş. Hakikaten beni eve bıraktığı her seferinde yüzünde o ifade oluşuyor. Beni çok seviyorum noktasına getiren olaylardan birisi de budur.

Sevmek için sebeplerim çok uzatmayacağım. Lakin şu günkü gibi sevmem zaman aldı. Ela gözlerinin hastasıyım ama bu noktaya gelmem de birden olmadı. Zamanla, onu tanıdıkça sevdim. Her geçen gün de daha çok seviyorum.

Bunu yazarken gözlerim doluyor, paylaşmaya bile kıyamıyorum ama en sevdiğim özelliğini sorarsanız başını secdeye koyuyor oluşu, derim. Bu benim için o kadar kıymetli ki size anlatamam. Onun bu yöndeki her say ve gayreti benim ona olan sevgimi ziyadeleştiriyor. 

Hatta ona doğru çekiliyordum ama sevdiğimi anlamam da böyle oldu. Çok yoğun olduğu, tüm gün oradan oraya koşturduğu bir iş gününün sonunda bütün yorgunluğuna rağmen camiye gittiğini söylediğinde tam da burama kadar geldi (yazar burada boğazını işaret ediyor.)

Söyledim, 3 kez hem de! Bir kez söylersem ne kadar sevdiğimi anlamaz diye düşündüm, o kadar dolmuşum.


Velhasılı o beklediğiniz sorunun cevabını ise size veremeyeceğim. Her şey kader denilen noktada kilitleniyor. Kader olunca nasıl olduğunu anlayamadığınız sebeplerin ve hikmetlerin içinde buluyorsunuz kendinizi. Hep okuyorduk, hep dinliyorduk ya, aşağı yukarı aynıymış. Kader yazılınca ona doğru sürükleniyorsunuz, yollar sizi ona çıkarıyor.

Sonuç olarak biz ikimiz de iyi çocuklarız aslında. Başkalarını mutlu etmeyi de çok seviyoruz. Birbirimize denk gelmeseydik, kader yazmasaydı her halükarda birilerini mutlu edecektik ama büyük ihtimalle kendimiz mutlu olmayacaktık. Bu da Allah'ın bize bir lütfu.


Bir Hacıfışfış'ın bekarlık kalelerinin nasıl yıkıldığını okudunuz. Nabrut Gelin Oluyor Sıra da Bana Geliyor partisine gelirken borcamlarınızı unutmayın. 😊

Şimdi bu satırları okuyorsun değil mi?
Haberin olsun çok özledim! 💓