Hobilerim arasında belgesel izlemek üst sıralarda yer alır. Evde ropdöşambırımı giyip filtre kahvemi içerken Tatyana'ya seslenir ve puromu getirmesini söylerim, bu her zaman böyledir.

Yani, muhtemelen olsaydı, önceki hayatımda böyle yaşardım. Ama ben ev kızı olmayı seçtim ve purom ve ropdöşambırım olmasa da belgesel kanallarına bayılıyorum.

Bir süredir Ankara'dayım ve yeni taşındığımız eve aldığım ilk şeylerden biri Tivibu oldu. 



Belgesel olarak ilgimi çeken şeyler;

  • Arslanların özel hayatları (!),
  • Öldürücü zehiri olan yılanların yemek menüleri,
  • Kualaların annelik hissiyatları,
  • Kanguruların kese hacmi,
  • Dünyanın nasıl var olduğu,
  • Dünyanın ne zaman yok olacağı,
  • Uzaydaki canlılar,
  • Uzay çağı,
  • Matematik dehalarının hayatları,
  • 11 Eylül'ün perde arkası ve
  • Denizdeki yaşam


değil elbette.

Ben belgesel kanallarında yayınlanan reality showları seviyorum. Doğayı ve doğanın var oluşunu izlemekten keyif alan  National Geographic izleyen biri maalesef ki değilim.

Peki neler izliyorum?


Modern Rehinciler



En sevdiğim şovlardan birisi diyebilirim. Antika ve koleksiyon değeri olan şeyleri alıp satıyorlar. İzlerken her seferinde Amerikan'ın neden en büyük dünya devleti olduğunu anlıyorum. Adamlar hiçbir şeyi sokağa atmıyorlar, özellikle kendi üretimlerine o kadar saygı duyuyorlar ki tüm Amerikan mallarının koleksiyonu yapıyorlar. Hatta 2. dünya savaşından kalan gülleler bile para ediyor. Gerisini siz düşünün. 

Modern Rehincileri izlemeyi seviyorum çünkü;

  • Eskiye dair güzel bilgiler ediniyorum.
  • Daha Türkiye'ye gelmeden modası geçmiş şeylerin varlığından haberdar oluyorum. ( Elektrikli Daktilo gibi:)
  • Yine ismini duyduğum eserleri hakkında pek bilgi sahibi olmadığım sanatçı ve yazarlar, karikatürist ve şarkıcılar, eserleri ve imza değerleri hakkında bilgi ediniyorum.
  • Koleksiyon yapmak adına yeni ilgi alanları ediniyorum.



Amerikan Koleksiyoncuları



En sevdiklerimden birisi de bu!

Bu iki arkadaşın da bir nevi antikacı dükkanları var ve dükkanlarına mal toplamak adına kapı kapı geziyorlar. Evet aynen böyle!

Yukarıda da bahsettiğim gibi adamlar hiç bir şeyi atmıyor, garajlarında depoluyorlar. Bu iki arkadaş da garajları eski dolu olan insanları buluyor, işe yarayan, koleksiyon değeri olan, restore edebilecekleri parçaları topluyorlar. Farelerin cirit attığı istif mekanlarından çıkardıkları parçaların hikayelerini izlemek çok keyifli.

Mesela geçenlerde bir bölümden şöyle bir bilgi edindim;

1940'lı yıllarda eteklerin kısalmasının sebebi İkinci Dünya Savaşı esnasında kıtlık sebebi ile kumaş bulunamaması imiş. Kumaş mı yetmedi esprisi doğruymuş. Hatta o zaman bu bir kanun ile sabitlenmiş, kanunda diyormuş ki etekler için kullanılan kumaş bilekten bir karış yukarı olacak.



 Depo Savaşları



Amerikan kültürü hakkında çok bilgim yok ama çok fazla kiralık depo var. Ve eğer siz bu deponun ücretini belli bir müddet ödemezseniz faizi deponun içindekilerden daha fazla edeceği için depoyu kiralayanlar içindekileri terk ediyorlar. 

Depo sahipleri ise bu depoları açık arttırmaya çıkarıyor. Açık arttırmaya katılanlar deponun içinde ne olduğunu bilmeden sadece dışarıdan görerek alıp almamaya karar veriyorlar. Depoyu alanlar ise genelde 2. el dükkanı olan işletmeciler.

Bu programı sevme nedenim ise birinin terk edip gittiği depodan neler çıkacak, ne yaşanmışlıklar var, insanlar artlarında neler bırakıyor merak ediyor olmam. Çok severek izliyorum.


Deadly Wives



Adından anlaşılacağı üzere karısı tarafından öldürülen adamların hikayesini anlatan bir şov. Tüm dava sürecini izliyoruz. Genelde dışarıdan çok mutlu görünen kadınlar kocalarını öldürmüş oluyor, çok ilginç hikayeler var. Merakla izliyorum. 


I Survived




En sevdiğim bir diğer şov da I Survived. Sevgilisi, karısı, kocası ya da bir hırsız tarafından ölümle burun buruna getirilmiş insanların kurtuluş hikayeleri canlandırmalar ve röportajlar eşliğinde veriliyor.

Bayılarak izlediğim bu şovlardan sizin izledikleriniz ya da bunlar haricinde tavsiye edecekleriniz var mı?