Evde hayvan besleme faaliyetlerinin sonucunda hüsrana uğramayan olduğunu sanmıyorum. 

Abimle benim hayvan beslemek için çıktığımız yolların sonu her zaman hayvan telef etmekle sonuçlandı.

İlk önce bir Japon balığını sahiplendik. Kendisini annemden habersiz aldığımız için turşu bidonunda beslemek zorunda kaldık. Japon balıkları en dayanıklı, en çok yaşayan balık cinsi olduğu için kendisine bir süit bile ayarlayamadığımız halde bidondan bozma gecekondusunda sessiz sedasız bize sıkıntı olmadan yaşayıp gidiyordu, ta ki biz onu haşlama yapana kadar. Bir gün suyunu değiştirelim dedik, su sıcaklığını biraz abarttığımızı balık mevta olduğunda fark ettik. Allah affetsin. 

Üzüntümüzden dolayı annem bir süit (fanus) ve yeni bir balık aldı. Sonra hızımızı alamadık, küçük bir akvaryum edindik. Taşları, su ısıtıcısı, su temizleyicisi, derecesi, çeşit çeşit balıklar derken küçük akvaryumumuza da sığamadık. Kocaman bir akvaryum aldık. Işıklı janjanlı akvaryumumuzun sonunu merak ediyor musunuz?

Bir tatil sonrası eve geldiğimizde Japon balıklarından birinin ağzında kuyruk gördük ve birçok lepistesimizi de akvaryum içinde göremedik. Cinayete tahammülümüz yoktu, balık sevdamızın sonu böyle oldu. Sonra annem akvaryumu balkona çıkarıp içine toprak doldurdu ve saksı yaptı.



Ben zaten iletişime geçemediğim hayvanları sevmem. İletişime geçebildiklerimi seviyor muyum bunu da muhabbet kuşu maceramız ile anlatayım.

Muhabbet kuşu besleyelim gibi bir düşünce içinde değildik ta ki evimizin terasına, ayağımıza gelene kadar.

Artık mavi bir kuşumuz olmuştu, abim kafesin kapağını açınca ben çıldırasıya bağırarak bana konmasın diye oradan oraya kaçıyordum. Sabah çok öterse üzerine örtü örtüyordum. Anladığınız üzere aramızdan su sızmıyordu. Abim üniversite için evden ayrılınca kendisini isteyen birine gözyaşları içinde teslim ettim. Cani değilim, sadece korkuyorum.

Yıllar sonra hayvanlara daha sempati beslediğimde ve korkmamaya başladığımda yine bir sarı kuş girdi odama. Manyak bir şeydi. Sabah namazını kaçıracak olsam kafesinin içinde çırpınıyor ötüyor, bitap düşüyordu. Zuzu ile aramız çok güzeldi, ama sonra belki de benim yanımdaki görevi sona ererek, bilinmeze doğru uçtu. Kaçırdım.

Evde civciv beslemekle alakalı bende travma yaratan anımı şurada anlatmıştım, hatırlarsınız.

En son abim bir köpek aldı. Golden cinsini bilirsiniz, acayip insan canlısıydı, şekerlikten ölecekti. Onunla birlikteliğimiz de kısa sürdü. Annem ya o ya ben diyerek köpeğimizi sürgüne yolladı. Sonunda fabrika da yılan ısırmış ve öldü.

Şimdilerde biliyorsunuz kedi almak istiyorum ama onu da üzerine basarak falan öldürürsem diye korkmuyor değilim. Ya da fotoğraftaki gibi güçlü uzun ömürlü bir hayvan beslemeliyim ne dersiniz? :) 

Belki sizin hayvan beslemekle ilgili başarı hikayeleriniz vardır, bana da anlatırsınız...