Ağabeyim 30 yaşına merdiven dayamışken evlendi.
Kimine göre geç sayılan bu yaş bana göre erkendi. Daha 33- 34'e kadar beraber yaşayabilirdik. Hahah!

Erkeklerin evlilik için çok geç olgunlaştığını düşündüğümden annem evlensin diye baskı yaparken ben kamera arkasında gez dolaş boş ver annemi diye göz kırparak gaz verdim hep.

Zaten o okumaya gitti ayrıldık, sonra tam o geldi, ben gittim derken en iyi anlaşabileceğimiz yaşlarda birbirimizden uzakta kaldığımız için ne kadar geç evlenirsek o kadar kar diyordum.
Kendi de vur patlasın çal oynasın alemlere aktığı için hiç evlenmeye niyeti yoktu.

Ama her arkadaş grubunda bir evlilik meraklısı olur ya, işte ağabeyimin de böyle bir arkadaşı vardı.
Ve ağabeyimi şu hikayesi ile zehirlemişti. ☺ Hikaye şundan ibaret:

Karışık kuru yemiş tabağında önce antep fıstıkları, bademler, kajular yenir. Sonra yer fıstıklarını da yersiniz. En sona leblebiler ve açılmamış olduğu için yiyemediğiniz fıstıklar kalır.



Bu hikayenin sözü geçen kişi tarafından evliliğe olan atfı ise;
Herkes fıstıkları, bademleri, fındıkları seçti, götürdü. Bize kala kala leblebiler kaldı. Hadi çok şanslıysak açılmamış fıstıklara denk geliriz.
şeklinde tezahür ediyor.

Bu hikayeyi öğrendikten sonra ağabeyim bize evlenecek kız kalmadı diye bir süre daha bunu bahane ederek evlilikten kaçsa da, en sonunda bir gözleri ahuya ilk görüşte meftun oldu.☺

İşte bende yengeme başlıkta yazdığımı söylerim hep, 
''Sen abimin açılmamış fıstığısın.''☺

Not: Bu arada beni sorarsanız ben yemeye leblebiden başlarım, en çok leblebi severim. O yüzden fıstık severler kendini kurtarsın hemen. Hhaha!