Ergenlik döneminde, ah bi' 18'ime gelsem geyiği vardır ya hani.
Geyik diyorum, çünkü 18 yaşına gelince hiç de sandığımız gibi özgürlüğe kanat açmayız.
Anneniz uçmanıza izin verir ama çoktan ayağınıza ipi bağlamıştır.
Sizi azat eder gibi hop havaya atıverir, sizse ipin uzunluğunun elverdiği yere kadar uçar, önce kendinizi özgür sanar, ip gerginleşip ayağınızdaki bağı hissedince tekrar yere konuverirsiniz.
Pat diye!

Bende 18 yaş hayalleri içinde büyüyen bir ergen olsam da, 18 yaşının bana getirdiği tek şey saçımı boyatabilme özgürlüğüdür.



18 yaşına geldiğimde, saçlarıma kırmızı balyaj attırdım, o gün dünyanın en özgür insanı bendim.
Ahahah.
Küçük insanlar, küçük hayaller durumu.

Ev ahalisinden kimse beğenmedi.
Sonra zaten epey dalgalı olan saçlarıma iki kere su dalgası yaptırdım, ne akla hizmet bilmiyorum.

Bir defa saçımı bakır kızıl boyatmak için gittiğim kuaförden belimden aşağılara uzanan saçlarım, Hürrem renginde çıktım.
Kezban olarak gir, sultan olarak çık.☺
Ben çok sevdim, saçlarım yansa da.

Gelin görün ki, ev ahalisinin en büyük ferdi Baba kişisi sahneye çıkmaya mı niyetleniyorsun diyerek, beğenisini (!) dile getirdi.
Onun bu yorumundan sonra saçıma bir daha ellemedim.
Saçımı görebilen sınırlı sayıda erkek doğal halimi seviyorsa yapacak bir şey yok dedim,geçen haftaya kadar.
Sıkıldım, saçımı mor kızıla boyadım. Seviyorum ben kızıl-kırmızı tonlarını.

Bi' dakika! Bu yazı nereye gidiyor? Gün ortamına çevirdiğim bu yazımın ana düşüncesi ilk paragrafta açıklanmış olmanın rahatlığı ile çayları tazelemeye kalkayım. ☺☺☺

Siz zamanında 18'ime basınca diye başlayan cümlelerinizi nasıl doldurdunuz?
Ya da 18 yaşına gelince ne sanıyordunuz, ne buldunuz?

Not:Yeni saç rengim ile ilgili düşüncelerimi merak ediyorsanız;
çok sevdim, ayrı bir güzel oldum. Artık Hogatha'ya benziyorum.


kendini çok güzel sanan, aslında kel olan karakter :)