Sadece kendi ile ilgileniyordu.
Dünya gibi, sadece kendi etrafında dönüyordu.

Ben onun yanında, onun kendini tanımasına imkan sağlıyordum. Kendine doğru yola çıkmış birinin yanındaki alet edevattım, ben.
Belki İsveç Çakısı...
Bazen onun başında bir zebellah. Bazen sual meleği.

Kimi zaman tartışıyorduk, karşıt fikirlerime karşı yumuşak bir duruşu var gibi gözüküyordu.
Ama ben biliyordum, kendi fikirlerini o kadar önemsiyordu ki, benim karşıt fikirlerim onun umurunda bile değildi.



Tüm bunlara rağmen beni tanıdığını iddia ediyordu.
Bense kara kutuydum.
Uçak düşmeden lazım olmayan, uçak düşünce ise bulunamayan...

Sonra bitiverdi. Görüşmez olduk.
Her şey o kadar yolundaydı ki, ona göre.
Anlam veremedi.
Ben yüklerimi atıp yoluma devam ettim, o ne hissediyor bilmiyorum.