Ana erkil olarak başlayan dünya düzeni, ata erkil olarak devam etse de, artık çocuk erkil bir toplumuz.
Çocuklarımızın etrafında dönen hayatlarımız var.
Doğmamış çocuklarımıza uygun, onlara yaraşır eşler arıyor, onların başını öne eğdirmemek adına güzel meslekler seçiyor, yine onlara daha güzel bir hayat sunabilmek için güzel bir iş hayali kuruyoruz.

Çoğumuz onlar uğruna kariyerinden vazgeçiyor.
Ya da onlar için çalıştığımız işimize gidip, onları bakıcı eline bırakıyor, sonra da duyduğumuz vicdan azabını bastırmak adına bir dediklerini ikiletmiyoruz.

Günde 5 öğün arayan anneler,
5 öğün ne yedin diye peşine düşenler,
abartıp lise çağındaki çocuklarının terli sırtlarına havlu koyanlar,
orta okul hatta lisedeki çocuklarını araba ile getirip götüren anneler...



Bu annelerden biri de benim annem olduğu için, objektif olarak size şunu söyleyebilirim ki,
hazır yemeye alışmış, zora gelemeyen, mücadele nedir bilmeyen, düşeceği zaman daha düşmeden arkasından minder yetiştirileceğini bilen, ne isterse yaptırmaya alışkın çocuklar yetişiyor.

Halbuki siz anneler, bunların hepsini çocuğunuzun iyiliği için yapmıştınız değil mi?

Tüm bunları anlattım ama şunu da açık yüreklilikle itiraf ediyorum;
doğmamış çocuklarıma şimdiden köleyim. Bunu hissediyorum.
Çünkü ne gördüysem onu yapacağım, aksi davranmamı beklemek zor olur.