Instagram mı, Blogger mı? deselerdi, şöyle bir cevap verirdim.
Birinin blog'unu takip etmek bir kitap okuyup, birinin hayatına girmek gibi. 
Yazan kişinin anlattıklarından yola çıkarak kafanda görüntüler beliriyor.

Ama Instagram'da birini takip etmek dizi- film izlemek gibi. Görüntüler hazır. Ve sen o görüntülerden bir hikaye çıkarıyor, kafanda o kişiye dair karakteristik, sosyal, ailevi çıkarımlarda bulunuyorsun.
Bu yüzden iki sosyal mecrayı da sevsem de Blogger her zaman gözdem.

Bu kadar Instagram'dan bahsetmişken, Instagram'daki son fotoğraflarımdan birkaç tanesinin hikayesini de yazayım.


Annemin yanında ev oturmasına gidiyorsam, itina ile cici kız kostümlerimden birini seçer, özel gücümü* yanıma alır, öyle çıkarım.
*özel güç: her şartta kocaman gülümseyebilmek.


Burası Girne. Kordon boyu diyorlar. Geçen hafta gittik, köşedeki Simit sarayına oturduk.
Sonra ben dedim ki,
-Ankara'ya gideyim taşını toprağını öpeceğim.
Ardından azcık, gözüme bir şeyler kaçtı. Yani tam olarak azcık değil, gözlerim kurbağaya dönene kadar sadece...


Instagram'da en sevdiğim fotolar ayak fotoğraflarıdır. İlk zamanlar çok moda idi. Ben bir türlü anlam veremeyip gülüyordum.
-Bu insanlar neden ayaklarının fotoğrafını çekiyor arkadaş! Biri bana anlatsın,
diye şaşkın bakkal misal dolaşıyordum.
Sonrası malum..Bknız: ayaklarım.


Deniz sezonunu açtım deyince sen ne zaman kapattın diyen oldu.
Bunu şöyle izah edeyim; şimdiye kadar nişanlılar gibi sadece bakışıyorduk. Şimdi ise nikahımız kıyıldı gibi düşünün.
Durum anlaşıldı sanırım.
Darısı isteyen herkese olsun.

Not: İnstagram hesabım için buraya bakabilirsiniz.

Gurbet kuşlarına selam olsun...