Nene...
Babamın babaannesi.

Babası ve dedesi Çanakkale Savaşı'ndan geri dönemeyince evin en büyüğü olarak evi geçindirme vazifesi ona, neneye düşmüş.

Bir şeyler alıp satma derken Suriye'den mal getirip götürmeye başlamış.
O yıllarda böyle bir işin altından kalkacak kadar güçlü bir kadın!

Ama evi geçindireyim, kardeşlerimi evlendireyim derken evlenme sırası kendine geldiğinde, evlenme yaşını çoktan geçmiş.


Sonrasında nikah vakti gelmiş, geçte olsa evlenmiş.
2 oğlu olmuş. Dedem ve kardeşi burada görmüştünüz.
Kocası bir kadına kapılmış, o kadın uğruna Suriye'ye geçmiş.
Orada evlenip çoluk çocuğa karışmış, dönüp de arkasına bakmamış.

Evi geçindirme vazifesi tekrar Nene'nin omuzlarına yüklenmiş.
Bu uğurda Suriye'den mal getirirken merkebi mayına basmış, topal kalmış ve tek gözünü de kaybetmiş.

Böyle cefakar, böyle çilekeş bir kadına, oğlunun da onları terk edip gitmesi çok ağır gelmiş.

Dedeme çok beddua etmiş.
''Avuçladığın altın toprak olsun,Gara yerin dibine gidesin,Ganın içe aka,Allah bilinmez dert vere''....

Bedduaları da tutmuş, Dedemin avuçladığı toprak olmuş, bir dikiş tutturamamış, öyle diyorlar.

Nene öyle bir kadınmış ki;
Babam doğduğunda ona olan sevgisinden sütü geliyor ve babamı emziriyor!
Düşünebiliyor musunuz, torununa olan sevgisi süt olup taşıyor bu hatunun!

Ben göremedim abim 4 yaşında iken vefat etmiş.
Ama hayatta en çok üzüldüğüm şeylerden biri onu tanıyamamış olmaktır.
Görmeden sevdiğim, babama bu kadar emek veren kadını hiç unutmam!
Cumalarda, bayramlarda....

Allah'ım rahmeti ile muamele eylesin!

Not: Vefat ettiği için Nene'nin fotoğrafını koymak istemedim.
Not2: Allah anne baba bedduasından hepimizi korusun!

*Babaannemden de burada bahsetmiştim.