Aslında bizim ailede resmi nikah kıyılmadan dini nikah kıyılmaz. Bu dini nikahı daha az ehemmiyetli gördüğümüz için değil elbette. Lakin çevremizde önce dini nikahı yapıp ayrılık durumunda erkek tarafının nikahını vermeyerek kadını çaresiz ve zor durumda bıraktığı durumlara şahit olduk. Bu yüzden önce resmi nikah kıyarak bir nevi kadını koruma altına almayı daha uygun görüyoruz. 

Ama biz, ben de bunu uygulayamadık. Çünkü abim düğün için Kıbrıs'tan gelecekti, nikahımda da olmasını istiyordum. Durum böyle olunca resmi nikahı düğün haftasına erteleme kararı aldık. Sorun ise artık sık sık alışveriş gibi bahanelerle dışarıya çıktığım Fadıl ile dini nikahımızı kıymamız gerektiğiydi.

İlginçtir ki annemlerin evlilik yıldönümünde benim dini nikahım kıyıldı. Bir Ekim akşamı...

Burada bir es verip biraz mehir hakkında konuşmak istiyorum. 

İlk olarak şunu belirteyim ki, kadına düğünden önce ve düğünde takılan tüm takılar mehri muacceldir yani kadının hakkıdır, kocasının ya da ailesinin bu parada söz hakkı yoktur, aksi halde, kadının izni olmadan kullanılırsa o altınlar kullanan kişilere haram olur.



İkinci olarak bir de mehri muahhar var. Kocasının kadına ayrılırlarsa mutlaka ödemesi gereken, ayrılmasalar bile ödemesi gereken, ödeyemezse kadının hakkını helal etmeyebileceği, ama kocasının gücü yetmiyorsa da kadının yücelik göstererek kocasına hibe edebileceği bu mehir de yeteri kadar dikkate alınmıyor. Aslında kadının mehirde az istemesi güzel işlerden sayılsa da Kuran-ı Kerim'de Nisa Suresinin 20. ayetinde 


"...evvelkine yüklerle mehir vermiş de bulunsanız, içinden bir şey almayın"
ayeti kerimesine binaen kadına yüklerle mehir verilebileceğine de delimiz olduğu unutulmamalıdır.

Üçüncü olarak kadın mehrine baba evinin olduğu mahalden uzağa gitmeme şerhi koydurabilir.

Dördüncü olarak kadın talak hakkından birini kocasından talep edebilir. Bu aslında hem kadını hem de kocasını koruma altına alır. Kocası sinirli, agresif biriyse mesela, kendisini 3 talakla boşamasının önüne geçilmiş olur. Çünkü bunun geri dönüşü yok, hulle lazım gelir. Kadın için de tabii ki bir emniyet, Allah bu ruhsatı kadına sunmuş ama mesela ben bu hakkı talep etmedim. Çünkü ben çabuk alevlenip sönen biriyim, pire için yorgan yakarım, kendime güvenemem.

Mehri Muaccelimi aldım ama mehri muahhar için de Fadıl'ın sınırlarını zorlayacak üst sınırda altın talep ettim. Fadıl bana bunu ödemesinin çok zor olacağını söyledi ama ona dedim ki,

  • Mehir erkeğin kadına olan borcu ve bu borcun ödenmesi lazım değil mi?
  • Peygamber Efendimiz de ödeme maksadıyla yapılan borcu Allah ödemeyi nasip eder, ödeme kolaylığı verir, buyurmuş.
  • O halde sen bana bunu ödemeyi murat et, böyle çık bu yola ki Allah sana, bana bu borcunu ödeyebilecek maddi imkan versin.

Önceleri çok diretti, miktarı düşürmek için benimle pazarlıklar falan yaptı ama en sonunda istediğimi aldım.

Nikahın sonrasında bana ne dese beğenirsiniz?
Ne istesen verecektim, ucuza gittin. 
Hahah! Manyak.

Nikah anına gelirsek;

Hoca o malum soruyu sorduğunda ağlamaya başladım, hıçkırıklarımı içime attığım için de cevap veremedim. Kilitlendim. Ağzımdan bir türlü evet çıkmadı. Epey soğuk bir sessizlik oldu.

Sonra hoca sorusunu tekrar etmek mecburiyetinde kaldı, aynı film sahneleri gibiydi. Hahah!
Ben de göz yaşları içinde ühühüh ühühüler arasından üç defa evet dedim. (Dini nikahta 3'lemek gerekiyormuş:)

Ve böylece dini anlamda bekarlığım sona erdi. 

Ne mi değişti? Çay verir misin diyen Fadıl bir anda böyle oldu. Hahah!