Delilerin bana musallat olmasından başlayan konu, hayatıma giren deliler olarak devam etti, sonrasında tahmin ettiğim gibi bahsettiğim karakterde insanlardan her yerde var olduğu gerçeğini bana bir kez daha hatırlattınız.

Bugün bir tanesini daha anlatayım ki siz de o delilerden her yerde var, üzme tatlı canını diyerek beni teselli edin. Amacım teselli bulmak zaten. 😝

Kıbrıs'a geldiğimizde uzak uzak akrabamızın, babamın dedesinin, kardeşinin kızının, kızının kızının da -öyle uzak yani, ve akrabalık ilişkimiz tam olarak böyle, sallamadım yani :D - Kıbrıs'ta öğretim gördüğünü öğrendik. Rica ettiler, ilgilenir misiniz, malum uzaktayız, gözümüz arkada kalmaz.

Babam zaten adeta bir iyilik perisi, minnoşum. Hemen gerekirse Nabrut'u evden atar, onu baş tacımız yaparız gibi bir yaklaşım sergileyerek bu kızcağız ile diyalog kurmuş ve yurttan alıp yemeğe götürmek suretiyle de tanıştık. Kıza da takma bir isim verelim: Şaduman.

Şaduman ile tanıştık aman da nasıl cana yakın, nasıl da dilli nasıl da namus timsali, nasıl da nasıl da... Hanimiş de hanimiş bir kız.

Babam da istiyor ki her hafta gidelim gezdirelim. Her hafta sonu onu da peşimize takıp Kıbrıs'ı keşfe çıkmaya çalışıyoruz, güzel yerlerde yemek yediriyoruz, özel davetlere götürüyoruz, hayatında görüp görebileceği en üst deneyimleri yaşatmaya çalışıyoruz. 



Bu sırada bazı şeyler hissediyorum ama konduramıyorum. Babamın yoğun olduğu zamanlarda Şaduman mahzün olmasın diye hafta sonları yanına ben gidiyorum, arkadaşlarını da alıyorum, araba ile artık nereye gitmek isterlerse oraya şöförlüklerini yapıyorum.

Bu sırada da Şaduman'dan daha çok sevdiğim arkadaşlar ediniyorum. 

İşte zurnanın zırt dediği yerdeyiz.

Sonra bir gün Şaduman ve arkadaşları ile sözleşiyoruz, onları Mağusa'ya sahile götüreceğim. Sabah 9 gibi bir telefon alıyorum, arayan Şaduman;

Nabrut ben çok hastayım, kızlar da gelemeyecekmiş, bizim gezi iptal.

Peki, deyip tatlı uykuma devam ediyorum. 

Aradan birkaç gün geçince bizim okula bir sebepten gelen Şaduman vasıtasıyla tanıdığım Dilaguş ile karşılaşıyorum bana diyor ki;

Aşkolsun sana darıldık, hepimiz hazırlandık, sözleştiğimiz saatte aşağıya indik ama gelmedin. 

Olayı izaha gerek yok sanırım, bizim Şaduman kafasından geziyi iptal edip suçu da üzerime yıkmış. Ben aradım konuştum deyince, kızlar da bana kendilerince haklı olarak gönül koyunca kimse beni arayıp sormamış da. Ama bu onun psikopatlığının sadece başlangıcı, sadece...

Burada aslında, arkaya gerilim müziği koysak iyi gider.

Olayı öğrenip diğer kızlarla konuşunca Şaduman'ın zaten gerçek bir ruh hastası olduğunu yaptığı başka başka şeylerle birlikte anlatıp benim hatırıma onunla görüştüklerini, onunsa muhtemelen aramızdaki bu yakınlığı kıskanarak geziyi iptal ettiğini söylüyorlar. Neyse diyorum, üzerinde durmuyorum. Yani, hayatıma giren deliler yanında çok da üst seviye bir vakıa değil, diyorum. Ama hata ediyorum.

Delileri çok da küçümseme Yeğen!

Bu süreçte biriyle nişanlanıyor, aralarında... İnternet üzerinden yaptıkları nişan sonrası çocuğa baskı kurmaya başlıyor, Kıbrıs'a gel, diye. Çocuk işsiz! Israr kıyamet çocuğun bilet parasını babasına ödeterek Kıbrıs'a getirtiyor, sonra da tüm masraflarını karşılayarak üzerine bir de müstkabel kayınvalidesine hediyeler alarak yolluyor. Neyse ki deli olduğunu çocuk anlıyor da ayrılıyor. 

Şaduman çocuğu 6 ay taciz etti. Yemin ederim, en son çocuk Facebook üzerinden küfür falan ediyordu.Hatta bir gün Karadenizliler Günü vardı. Oraya gittik, onu da götürdük. Protokolde yan masamızda bir adam gördü. Tutturdu bu benimkinin amcası diye. O zamanlar ayrılmışlardı, ama kabullenemiyordu. E amcasıysa ne olmuş yani? Oradan adamı aradı, amcan da burada diye çocuğu taciz ediyor, çocuk bunu umursamıyor, bu abuk subuk hareketler yapıyor. Yaşı 28 idi ama beyin 5 yaşına kadar gelişmiş, orada sizlere ömür.

Bitti mi? Bitmedi.♫♬
Sonra internet üzerinden birini daha buldu. Bulduğu kişi de ilkokul mezunu olduğu için herkes karşı çıktı, umursamadı ve bu sefer gerçekten nişanlandı.

Nişanlısı Kıbrıs'a geldiğinde bizimle tanıştırmadı, benim umurumda olmadı da babamı olaylara alim kılmadığım için o, kendince içerledi. Bizi ailesi gibi görüyordu, biz de nişanlısını ağırlasaydık gibi Anadolu insanı hassasiyeti takındı. Aman baba çok da fıyt işareti ile babamı idare ettim. 

Nişanlısı ile bizi tanıştırmak istememesinin sebebini ise sonradan öğrendim, arkadaşlarına anlattığına göre, onun nişanlısının aklını başından alabileceğimi, onu kıskandığımı düşünüyormuş.

Yani tamam, tam olarak nişanlımın aklını başından alır dememiş, onu ben uydurdum. Hahah! Nişanlısını ayartacağımı düşünmüş. Kelimeleri böyleydi, sanırım. Ya da buna benzer bir şeydi. Kapsadığı mana buydu en azından. Daha önce bir arkadaşım düğünde kendisinden daha güzel kız olmasını istemediği için beni düğününe çağırmadığını alenen yüzüme söylemişti ama hiç görmediği nişanlısına musallat olacağımı söyleyeni de ilk kez tanıdım. Ha, bunu söyledim diye öyle çok güzel bir kız olduğumu falan da hayal etmeyin, bunu söyleyen kadının nasıl bir psikolojide olduğuna odaklanın. 😃

Ayaklı bir yalan makinasıydı. Şimdi burada uzun uzadıya yazmak istemiyorum ama aile içimize karışıp olmayan şeyleri olmuş gibi insanlara anlatması mı yoksa malımızın mülkümüzün müfettişi kesilip tüm memlekete yayın yapmasını mı, annemle babamı birbirine düşürmeye çalışmasını mı (valla bunu denedi, herkesi kendisi gibi beyin fonksiyonları yetersiz sandığı için)  ve daha neler, neler... Hangi birini anlatayım ki?

Sonra mezun oldu, ıstıfıl oldu gitti... Öyle işte! Çekilin, nişan bozan Nabrut geliyor.