Geçen hafta şuradaki yazımda teşhisli deliler ile ilgili olan ilişkimden bahsetmiştim. 

Bir de teşhis konulmasa da, kendilerini çok iyi gizleseler de deli oldukları su götürmez bir gerçek olanlar var. Onların beni bulma olayı gökten yağıyor gibidir ki milletin deliye hasret olduğu ülke neredeyse gönüllü beyin göçü yapabilirim. 

Bugün hemen bir tanesini anlatmaya başlıyorum ve eminim ki bir çoğunuzun hayatından böyle insanlar oldu, olacak...

Lise döneminde grupların karılması vesaire derken bir sınıfa düştüm ki beni "en aklı başında" diye sınıf başkanı seçtiler gerisini siz düşünün.

Sınıf öğretmenimiz edebiyatçıydı ve bir karış boyuyla öyle bir ilmi vardı ki yaşı çok küçük olmasına rağmen öcü gibi korkar, ilminin derinliği ve ağırlığından dolayı inanılmaz saygı duyar ama şöyle bir baksa küçülerek yerin dibine geçerdim. Öylesine celalli olmasına rağmen güldüğü zaman 13 yaşındaki çocuk gibi şekerdi. Tüm bu özellikleri üzerinde nasıl barındırıyordu, anlamış değilim. Beni keşfeden, farklı olduğumu fark ettiren, özel hissettiren ve bana eğitim babında çok fazla şey katan unutulmaz bir hocamdı. Hala sevgiyle yad ederim.

Bu hocamızın ilgisini çekmeye çalışan hem de çok acınası yöntemlere başvuran bir arkadaşımız vardı. Kod adı Neriman!

Bu Neriman kafasının içinde beyin yerine hava taşıdığı için  ayakları yerden havada gezen bir tipti. Hayat onun için üç kelimeydi. Lay lay lom! Tam da kıymetli üstat Metin Işık'ın söylediği gibiydi hayatı: ♪♫♫ Lay Lay Lom ♩♪♫

Eski Türk filmlerindeki elinde törpüsü tüylü sabahlığı ile koltuğa uzanan, hayatı tırnaklarını törpülemek olan hastalıklı bir arkadaştı. Hastalıklıydı kısmında mecaz yapmıyorum. Haftanın 7 gün 24 saati, ilginin ondan uzaklaştığı anda hasta olurdu. Kendince bir sürü,bir sürü hastalığı vardı ve okulu sıkça asmak suretiyle tedavi oluyordu, kendince diyorum çünkü hikmeti huda, Allah'ın mucizesinden de sual olunmaz, evlenince tüm hastalıkları bir anda şifa buldu. Ah belki de şu an Allah'ın sevgili bir kuluna döşenip duruyorum, affet Ya Rab!


Temsilen Neriman
Bana karşı alttan alta inanılmaz bir kıskançlık duyar, ama yüzüme karşı da beni dünyada en çok seven kişi olarak davranırdı. En sonunda edebiyat öğretmenimizin bana olan sevgisini fark ederek verem oldu! Ahaha! Bence yani verem taklidi yapmak istedi ama kafatası içinde hava birikimi olduğu için veremde kanın ağızdan gelmesi gerektiğini anlamadı ve böylece artık edebiyat derslerinde burnu kanayarak koşa koşa sınıftan çıkan bir adet tosun gibi Neriman'ımız oldu.

Neriman burnu kanayarak sınıftan çıkıyordu ama beyin yetisi kısır olduğu kadar rol yeteneği de gayet zayıftı. 1 oldu, 3 oldu, 5 oldu. Burun kanamaları periyodik hale gelince bir gün edebiyatçımız beni çağırdı ve Neriman'ın peşinden tuvalete gitmemi, gerçekten burnu kanayıp kanamadığını kontrol etmemi istedi.

Allah, dedim. Neriman ile papaz olmak istemiyordum. Öyle biriydi ki, kılıçlarımızı alenen kuşanırsak Ufak tefek cinayetler'in pencereden atılanı ile akıbetimiz aynı olabilirdi. Görünürde dost olma politikasını insan ilişkilerinde de kullanmalıydım ki uzun yaşayabileyim.

Tabii, el mahkum, gittim Neriman'ın peşinden. Tahmin ettiğim gibi burnunun kanadığı falan yoktu. Neriman benim geldiğimi görünce kanı bir türlü durduramadı. Ben de anladığımı fark etmesin diye ensesine falan su akıtmak suretiyle onu tedavi etmeye, ay ne kadar da çok kanıyor demek suretiyle de şizofrence cümleler kurmaya başladım. 

Bugün düşünüyorum da acaba o mu burnunun kanadığını hayal ediyordu, ben mi kanamadığını hayal ediyordum, kim daha şizofrendi, çözemiyorum. Çünkü hala aklım, insanın kendi yalanına inanabileceğine ermiyor.

Hocaya gittim, durumun onun da tahmin ettiği gibi olduğunu, burnunun kanamadığını söyledim. Bir dahaki sefer aynı derste yine burnu kanadığında ya da kanamadığında Hocamız tuvalete gitmesine izin vermedi. Elindeki peçetesiyle burnunu kapatan Neriman bir ders boyunca burnundan peçeteyi de çekemedi çünkü yalanı ortaya çıkacaktı. Daha da burnu kanamadı.

Bu olaydan bir müddet sonra 3 ay okula gelmedi. Duyduk ki burun kanamasına bağlı aşırı ilgi yetmezliğinden muzdaripmiş. Yani yine bir şeyi yokmuş. Bence sinir hastalıklarına yatırdılar ama bize söylemediler. Ahaha! Neyse efendim, 3 ay devamsızlık olur mu? Olmaz, ama nüfuzlu ailesi sayesinde ilk sınavlara girmediği halde okula geri döndü ve mezun oldu. Hatta sonrasında öğretmen de olmuş.

Hatta asıl meseleye gelirsem Neriman, Ankara'nın çevre illerinden birinin en zengin ailelerinden birinin tek oğullarının karısı olmak suretiyle iki çocuk doğurmuş. Duyduğum dedikodulara göre turp gibiymiş. İki kolu burma bileziklerle dolu şıngır şıngır geziyormuş. Ben kolundaki bileziklerin beynindeki hava dalgasına galip gelerek yaptığı ağırlık sayesinde ayaklarının yere bastığını düşünüyorum, en azından ümidim bu yönde.

Bizim Neriman ile olan fırtınalı ilişkimizden bir kesit okudunuz. Neriman hayatıma giren teşhisi olmayan delilerden sadece biriydi. Devamı da belki gelir.