Yeniden evde kaldım.

Oturur oturmaz;

hiç fotojenik değilsiniz, diyen biriydi. 

Sözlerinin mahiyetini anlamadan önce acaba fotoğrafımı nereden buldu, kim gösterdi diye sormak istedim. Söylediği şeye sinirlenmedim, zira bu söylediği şey doğruydu ama benim fotoğraf konusundaki hassasiyetime rağmen hangi illegal yollardan elde edilmişti, onu düşünmeye başladım. 😂😄

Sonrasında şu an buraya yazmaya utandığım 🙈 bir şekilde nedenini açıkladı.

Aslında bu sefer tam evliliğin eşiğine gelmiştim. Şöyle ki;

Eşinizin çalışması hakkında ne düşünüyorsunuz, diye benim için can alıcı olan, tüm konuşmanın ve görüşmenin gidişatını etkileyebilecek soruyu daha ilk başlarda sordum. Bu soru üzerinden kişilik testi yapıyorum çünkü.

Şu an tam kelimeler aklımda kalmasa da şuna benzer bir cevap verdi;





Eşimin çalışmasına ihtiyacım yok, hem evi hem de işi arasında bin parçaya bölünüp yorulmasına ne gerek var? Çalışmak isterse de karşı durmam, kendi bilir, ama ileride çocuk da olunca, dünya bu kadar yorulmaya değecek bir yer değil.

Bu sözleri duyduğumda kulağımda gelin olmuş gidiyorsun şarkısı çalmaya başladı. Bir yandan da gelinlik modelimi düşünüyordum. Kafamda davullar zurnalar, havai fişekler. Neredeyse kendi kendime çocuklarımın ismini bile koyacaktım. Neredeyse yani.

Konuşmanın içeriği, gidişatı, beklentiler gayet iyi gidiyordu. Artık elektrik almaktan vazgeçtiğim için o konu üzerinde durmamaya çalışıyordum.



İç sesim aynen şöyle diyordu;


Sanırım mantık evliliği yapmak üzereyim. Bunları söyleyen biri ile de evlenmezsen artık Allah çarpar. Boyu nasıl acaba, gelinliğimin altına topuklu bir ayakkabı giyebilecek miyim? (geldiğimde oturuyordu, ayağa kalmaya yeltendi ama ben izin vermedim, haliyle tam olarak boyunu göremedim)


Yoksa bu duyduklarım gerçek değil mi, tam beklediğim gibi konuşuyor, rüyada mıyım Allah'ım, diye iç sesim konuştukça konuşuyordu. 

Bir kaç yıl evvel başından bir nişan geçmiş. Neden ayrıldınız, diye soruyorum. Belki de sormamam gerekiyor ama fonda çalan gelin olmuş gidiyorsun şarkısı susmamı engelliyor.

Bu noktada da çok mert davranıyor.


Benim sapsız üzüm olduğumu düşünerek nişanlanmış, kimsesi yok, karışanı, görüşeni yok ben bunu elimde oynatırım, diye düşünmüş. Ama ben hiç öyle yönetilecek, uysal biri değilim, bunu anlayınca da karşılıklı anlaşmazlıklar yaşadık. Size de söyleyim, eğer sizin de böyle bir düşünceniz varsa yanılırsınız.


"Kimi kimsesi" olmama kısmı ailevi bir mesele deyip karşı tarafın özeli olduğu için detaya girmek istemiyorum. 

Ama işte bu sözlerinden sonra bendeki müzük sesi gittikçe yükseliyor. Gelin olmuş gidiyorsun şarkısından, evli mutlu çocuklu kısmına geçiyorum. Başımın üzerinden yükselen baloncuk içinde Demet Akalın bu şarkıyı söylüyor, nakarat kısmında mikrofonu bana çeviriyor ben de bağırıyorum, evli, mutlu çocuklu... 

Çünkü benim aradığım da bu işte. Kimseyi yönetmek, yönlendirmek falan istemiyorum. Hatta benden akıllı olduğuna kanaat getirirsem yönlendirilmek istiyorum. 

Daha bir çok husus hakkında konuşuyoruz ve bu olumlu konuşmaların sonunda benim karnım ağrımaya başlıyor. Mecazen yani. Çünkü evlenmeye hiç hazır değilim. Evliliğe böyle yaklaşınca da evlilik korkum hortluyor. Of diyorum, şimdi kim gidip evlenecek, nasıl bir üşengeçlik üzerime çöküyor, inanmazsınız. İlk görüşte aşk gibi bir durum olsa, gözümü karartsam da bunları düşünmesem diye düşünerek hafakanlar basıyor beni.

Bir sürü prosedür, karşılıklı birbirini anlama ve birbirine kendini anlatma çabası, alışverişler, yeniden bir ev inşa etmek, off en nefret ettiğimse düğün merasimi gibi hengameli olaylar...

Neyse ki bu sefer yukarıda da bahsettiğim bazı ailevi meseleler benim ailem indinde sıkıntı yarattığı için karşı tarafa olumsuz kararımızı bildirmek zorunda kalıyoruz. Yani yine evde kalıyorum. 

Zorunda kalıyoruz, diyorum ama çok rahatlıyorum, üzerimden bir ton yük kalkıyor, rutin, kendi halinde, sorunsuz hayatıma döndüğüm için mutlu oluyorum. Ve evlilik fobim olduğu konusunda kesin hüküm veriyorum.

Hani ola ki biri ile hasbelkader son aşamaya varsak düğün günü kaçak gelin olabilirim diye korkuyorum.

Şimdi kafamın içinde çalan müziği soruyorsanız;

Zülfü Livaneli'den "Ey Özgürlük"


Evde Kalmış Kızların İç Sesi Hacfışfış-zade Nabrutov Fıdıllıyovski Bildirdi.