Bazı yazılara nereden başlasam bilemiyorum. Şimdi tam da böyle bir yazıya sonundan başlıyorum:

Allah bir daha böyle günler göstermesin!

3-4 ay önce Ankara’ya gittiğimde Kızılay’daki o büyük patlama oldu. Bu sefer Ankara’ya gittim, indiğimde 400 kişilik uçaktan sadece benim valizim çıkmadı. İçinde kaybetmeyi göze alamayacağım bir çok şey vardı. Sinirden bir güzel ağladım. Tatili göz yaşları içinde başlattım. Meğersem sadece benim valizim bir karışıklığa uğramış ve Sabiha Gökçen'e gitmiş. Şans işte, 400'de 1 ihtimal beni buldu. Hamdolsun. İçimde zaten bir sıkıntı vardı ki;
ertesi gün o meşum günü yaşadık. Bunları yazarken bir daha gelme aman 3. Dünya savaşı falan çıkar dersiniz diye de korkuyorum.

Bu arada valizim benden önce Sabiha Gökçen'e gidip İstanbul diye tutturunca mesajı alarak olaylara rağmen, nöbete oradan da katılmanın tadını da yaşamak adına bir İstanbul ziyareti de yaptım.



Kıbrıs gibi sessiz sakin bir yerden gelip birden böyle bir gece geçirmenin şokunu hala atlatabilmiş değilim. Rutin hayatıma bir türlü dönemiyor, on dakika da bir Twitter’a sürekli girip acaba yine bir şeyler oldu mu diye takip etmekten kendimi alamıyorum.

Nöbetleri bırakıp buraya gelmek zorunda kalsam da nöbeti devralanların olduğunu bilmek biraz da olsa içimi rahatlatıyor. 
Soranlara, mesaj ve yorum atanlara çok teşekkür ediyorum. Bu süre zarfında internet problemi yaşadığım için sosyal medya hesaplarımda da çok fazla aktif olamadım. 

Bugün böyle bir ses verdikten sonra sizi ve kendimi biraz da olsa gündemden uzak tutup biraz tebessüm oluşturmak adına artık yazmaya devam edeceğim.