Evinin karşısında kilise vardı. Dolapta ise Amerikan bisküvileri. 
Hâlbuki herkes Türkçe konuşuyordu. Nasıl bir ülkedeydi bu kız.

Her yer son model arabalarla doluydu ama ülkenin en yüksek hızını (!) satın aldığı (3.mbps) interneti bağlamaları 20 gün sürüyordu. Tezatlarla dolu, KDV olmadığı için çok ucuz olan ve su gibi satılan içkiden dolayı kafası güzel diye düşündüğü bu ülkeyi yeni evleri sayesinde belki biraz daha sevebilirdi. 

Kız bahçeye çıkıyor, kiliseye bakıyor, kilise de ona bakıyordu, çok ilginç duygular içindeydi. Bu tezatlığa uymak adına çekik gözleri, başına bağladığı yaşmağı ile bahçeye çıkıyor, yemek çubukları ile noodle’ını yiyordu. Kapının önünden geçenler bu hali görünce Müslümansa istiğfar çekiyor, palikarya ise istavroz çıkarıyordu. Mahalle karışıktı, insanlar çıldırmış olmalıydı. Aralarına yeni bir manyak eklenmişti. 



Olsundu.

Oh My God’dı. Aman Allah’ım bu kız gerçekten keçileri kaçırmıştı. Aslında böyle demek istememişti, ona neler oluyordu böyle.

Ocak ayında jürisi vardı ama o böyle ev taşıyor, blog yazıyordu. Tezinden bihaberdi. 
Olsundu, bir kez daha zona çıkarırdı, bu sefer belki ölürdü, zona öldürmüyordu değil mi? 
Tühtü, olsundu. 

Yorgundu, interneti gelmiş ama laptopunun şarjı bozuktu. 
Olsundu, ağlamayacaktı, gözlerine toz bile kaçmayacaktı.

Bu arada soranlara selamı vardı.

Not : Yıldız Tilbe'den olsun mu olmasın şarkısını tüm nabroşkalara armağan ediyoruz.

Nabroşka Saybrıs'tan Bildirdi.