Konuşuyormuşuz ama aslında yanlış duyuyormuşuz.
Yani duyduğumuz, karşımızdakinin duyduğu ile aynı şey değil.
Konu karıştı yine. Baştan başlayayım. 

Çocukken boş kaset bulup rec tuşuna basar ve radyoculuk oynardım. Spiker olurdum. Bazen bir çizgi film anons eder, bazen bir şarkı. 
Sahi nerede o kasetler? Bu gittiğimde Ankara’da arayacağım, neredelerse bulacağım. 
İşte bu radyoculuk serüvenimde bana yabancı gelen sesimden yola çıkarak sesimin mikrofonik olmadığını sandım hep.


Sonraki yıllarda videolarda çıkan sesimde bu tezimi doğrular nitelikteydi.
Lakin bu gerçeği öğrendikten sonra kendime yabancılaştım. Gerçek şuymuş ki; -bilimsel açıklamaları geçiyorum- ses tellerimize çok yakın olduğumuz için (en basit açıklamayla) kendi sesimizi farklı duyuyormuşuz. Aslında başkalarının duyduğu ses ile bizim videolarda vs. de dinlediğimiz ses aynıymış.

Yaş 27.
Bu gerçeği öğrenmek için epey gecikmişim. Neyse ki radyocu olma aşkı ile yanıp tutuşup sesimden ötürü vazgeçmiş falan değilim.
Ama size şunu itiraf edebilirim:
Bu gerçeği öğrendikten sonra sesimi kaydedip birkaç defa insanların ne duyduğunu bende tekrar duymak istedim.

Sonrasında ise bu sesle çevremde yaşamlarını devam ettirmeye çalışan anne babam başta olmak üzere tüm eş-dostuma minnet duydum. ☺☺☺