Yok efendim, neymiş; çok kitap okuyan kız evde kalırmış.
Yok efendim, o kadar kitap okursan tabii ki evde kalırmışsın.
Yok efendim, çok kitap okuduğun için evde kalmışsın.

Bu sözler mahalleli teyzeler arasında süre gelen bir tevatürden ibarettir.
Ve bu hurafenin görünen kısmı onların dediği gibiyse de, her şey göründüğü gibi değildir.

Şimdi size anlatacağım.
Genelde ilk ve ortaokul yılları kitap okumanın bilincine varamadan geçer çoğu zaman. Eğer ileri görüşlü bir ebeveyn ya da eğitmene denk gelmediyseniz maalesef durum bundan ibarettir.
Lise yılları ise artık maratona koşulan bir atsınızdır. Sizin nenize gerektir kitap okumak! Siz test çözmeli, dershaneye gitmelisinizdir.
Üniversite yıllarına gelindiğinde, okumayı sever bir yapınız varsa ufaktan "çok kitap okuma" faaliyetlerine başlarsınız. Harçlıklarınızdan biriktirip orijinal kitap alma lüksünü kendinize sunarsınız. Bu da sizin ne kadar iyi bir öğrenci olduğunuz ya da okuduğunuz bölümün zorluğu gibi etmenlere göre farklılık gösterebilir tabii.
İşte üniversiteden mezun olup da artık iş bulma aşamasına geldiğinizde; bi’ soluk alabileceğiniz, kendinize vakit ve dahi kitap almak için geniş bütçe ayırabileceğiniz zaman dilimine ulaşmış olursunuz.


Tam bu evrede, evlenirseniz önce evlilik hazırlıkları sonra yok kaynanaydı, yok misafirdi koşturması, ardından dünyaya gelen çocuk ve bütün bunların yanında sürdürülmeye çalışılan iş hayatı size vakit bırakmaz ve "çok kitap" okumak için uygun hayat şartlarınız yoktur.

Ama ben ve benim gibi evde kalmış kız diye adlandırdığınız erken evliliği tercih etmeyen, çünkü tüm bu koşturmaların sonunda kendi başına bir soluk alıp kendini bulmak isteyenlerin kitap okumak için bol vakti olur. Okuruz biz. Bulduğumuz her fırsatta çok çok okuruz.
Okuduğumuz için evde kalmayız biz. Okumak için evde kalırız. ☺☺
Hacıfışfış Bildirdi.