İlkokul 1 ve 2. sınıftaki öğretmenimiz sınıfımızı bırakıp özel okula geçiş yaptı.
Başlarken bizi mezun edeceğine söz vermişti halbuki.
İşte ondan, paranın bu dünyadaki yerini öğrendim.

3. sınıftaki öğretmenimin uzmanlık alanı sıra dayağı idi.
Cetvel parmak uçlarımıza çatır çutur inerdi, erkekleri dövme stili ise şöyleydi:
''Bir eli ile çocuğun kulağından çekiştirirken diğer eli ile onu tokatlamak...''
Soruyu çözemezsek kafamıza kitapla vururdu. Psikopattı.
O yaşıma kadar ailemden fiske yemeyen ben, o öğretmenimden dayak yemeyi öğrendim.
Neyse sonra o da ayrıldı.



4 ve 5. sınıftaki öğretmenim sendika başkanı idi. Sınıftan çok eylemlerdeydi.
Bir defa 6 ay gelmedi. Haberlerden öğrendik, eylem sırası çıkan arbede de kolu kırılmış, Platin takmışlar, raporluydu.
İşte ondan, hakkını ararken masum çocuklarımı mağdur edebileceğimi öğrendim.
Kendince haklıydı belki de, sorgulamıyorum.

Zaten aslında Orman Mühendisi idi. Onun gibi bir çok kişi ile beraber, seçim yatırımı olarak, Bülent Ecevit zamanında çıkan bir yönetmelik ile 3 ay bir eğitim görüp öğretmen olarak atanmış.
Düşünün, odunlar üzerine bir eğitim görmüşken, birden eline her şekle girmeye müsait hamur kıvamında insancıklar verilmiş.
Hiç bir şey öğrenemedik, sobaya zoba, sebzeye zebze, sabaha zabah demek gibi şeyler dışında.

Orta okula geldik. Ve nefret suçu aslında neymiş onu öğrendim.
Sosyalci, sınıf öğretmenimiz.
Çarşaflı kadınların çarşafını cart diye yırtmak istiyorum dedi, bir gün.
İşte o gün annesi çarşaflı olan arkadaşım annesinden utanmayı öğrendi. 

Ne bileyim, sonra Fizikçi Fizikten nefret etmeyi öğretti.
Edebiyatçı memleket ayrımı yapmayı öğretti.

Hep mi kötü öğretmenlerim oldu, hayır, iyi öğretmenlerim de oldu elbet... 
Ama iyi eğitimcilerin bende yarattığı pozitif etkiler, bu bahsettiğim tarzdaki eğitimcilerin bende açtığı yaraları iyileştirecek kadar kuvvetli olamadı, çünkü sarsıntılar derindi ve yaşım küçüktü.

Hiç bir şey olamadım, bari öğretmen olayım diyen zihniyet değişmedikçe, seçim yatırımı olarak neredeyse her bölüme formasyon verilmeye devam ettikçe, 
öğretmeye kendini adamış idealist öğretmenler, çürük elmaların arasında yok olup gidecek, eğitim sistemimiz düzelmedikçe de kalkınmış ülkeler seviyesine asla çıkamayacağız...

Öğretmenliği devlete sırtını dayayıp, kolay yoldan para kazanmak olarak görenlerin değil, öğretmek ve ders anlatmaktan zevk alan, çocuklarına kendini adayan öğretmenlerimizin günü kutlu olsun.