Uzun bir ara verdikten sonra başlamak zormuş.
Neredeyse 40 gündür post yazmadım. Tamamen bilinçli olarak Blog'umu nadasa bırakmak istedim.

Şöyle de diyebilirim: Neredeyse her gün yazı girdiğim bir senenin sonunda Blogger olarak yıllık iznimi kullandım. ☺

Durum güncellenmesi yaparak bir başlangıç yapayım;
sonrasında bir sürü birikmiş Hacıfışfış hikayem, kitap postlarım ve Kore yazılarım var...



Ankara'yı çok özlediğimi her fırsatta dile getirdim biliyorsunuz, ama neyi çok istesem Allah bana iradesinin büyüklüğünü hatırlattı.
''Senin dediğin değil, benim dediğim olur, 
sen istersen değil, ben de istersem olur''

Ankara'ya gidecek hiç evde oturmayıp alemlere akacaktım ya hani,
gider gitmez salgına yakalanıp 2 şişe serum yiyerek bir hafta evden çıkamadım.
Sonra tam ben iyileştim, Kıbrıs'tan haber geldi.
Babam hastalanmış.
Apar topar Ankara'ya geldi hastaneye yatırdık. Zaten stendi olan babamın kalbinin 2 damarı daha tıkanmış.
Kalp ile beraber başka hastalıkları da olduğu için 1 hafta kadar da o hastanede yattı.
Babamı çıkardık annem salgına yakalandı, bir hastane maratonu da böyle oldu.
Kimi nazar diyor... 
Kimi sağlığın zekatı...
Ben günahlarım diyorum...
Ne deyim Hamdolsun. Allah beterinden korusun.

Kalan vakitte tez konum için arşivi arşınladım. Arada vakit buldukça arkadaşlarımı gördüm. 
Göremediklerim, vakit ayıramadıklarımı küstürdüm.
Biraz alışveriş yaptım. Sonra dengimi toplayıp,
gözüme kaçan tozları da alıp, kürkçü dükkanıma döndüm.

Gurbet Kuşu bildirdi.