Şimdi kıskandırmak gibi olmasın ama buralarda hava ilkbahar ile sonbaharın karışımı...
Yol kenarlarında çam ağacı yerine üzerlerinde portakal, mandalina sallanan ağaçlardan ise hiç bahsetmemem lazım.
Olan var olmayan var, değil mi ama? *.*

Böyle bir yoldan geçip portakal bahçesine ulaştık geçenlerde.
Arkamız ise deniz.





Ama ben dalından meyve koparmaktan zevk alan kısımdan değilim.
Yani daha açmam gerekirse bu aktivite büyük bir hadise değil benim için.
Annemler ve birlikte gittiğimiz grup büyük zevk duyarak topluyorlar, meyveyi dalından yemek üzerine edebiyat parçalıyorlardı mesela.
Onlar keyifle topladı ben de oturup keyifle yedim, resim çektim.
Hal ve ahvalime anlam veremeyen orta yaş ve üstü sınıfa klasik kelimelerimi de sarf ettim tabii.
-Allah beni de böyle yaratmış ne yapalım. :)
Zaten ağaca da çıkabiliyorum ama inemiyorum.



Mesela burada ağacın üzerindeyim ve merdiven gelmesini bekliyorum ki ineyim.
Prenses hastalığı vakıası :)



Böyle böyle ömür geçiyor işte...
Son cümlem ile drama bağladığıma göre artık susabilirim.
Niye böyle bir kapanış cümlesi yazdığım yarınki yazımda ortaya çıkar nasılsa....

Not:Bardağın dolu tarafını görebilmek neyse ki benim en güzel huyum. Yoksa her şey burada anlattığım gibi değil elbet!