Uyarı:Başlıktan yola çıkarak bir aşk hikayesi yazmak isterdim, ama öyle değil.

Geçen hafta Paris'in evinde liseden arkadaşlarla günümüz vardı.

Ben Ankara'nın bir ucunda, Paris diğer bir ucunda oturduğu için neredeyse şehirler arası mesafe katederek evine ulaştığımdan yolda da Kuaföre uğradığımı falanda hesaba katarsak harika masasından size yediklerimizin resmini ulaştıramıyorum.

İlk 10 dakika nefes almadım sanıyorum, yemek yerken boğulmak deyimi boşuna türememiş.


Sıra tatlıya geldiğinde mideme girenler, beynime ulaşmış olacak ki resim çekmek aklıma düşmüş.


Sunum harika bununla beraber kahveyi de güzel yapıyor arka-taşım***
Bahsetmiştim ben kahve yapamıyorum.
Hatta şöyle de bir kehanetim (!) var: bir gün kahveyi tutturursam, bu, evleneceğime delalet.
Nabrut'tan palavraları dinlediniz... Geçelim.




Bloğumda ne giydiğim hakkında yazdığım 2 yazı var.
Biri burda
Biri de burda.

Durum bundan ibaret olduğu halde geçenlerde bir mail geldi çok harika bir moda bloğum varmış , onların (marka vermiyorum bilen bilir) firmasını tanıtırsam onlarda benim ''moda bloğu'' mun tanıtımını yapacaklarmış. 
Ne güldüm, ne güldüm.
Neyse adamları yalancı çıkarmayım ''ev gezmesi''
kıyafetlerimi koyuvereyim dedim.

***Eskiden Türkler savaş esnasında arkalarını taşa verirlermiş ki arkadan gelebilecek olası bir düşman saldırısına karşı güvende kalabilmek için.
Arka-taş...
Arkadaş kelimesi de bundan mütevellit.

Müsadenizle, Nabrut kaçar...