Farkındalık eğitimi - Nabrut Fıdıllıoğlu

Son Yazılar

26 Şubat 2018 Pazartesi

Farkındalık eğitimi

Misafir yazarımız Büşra, Deli Dumrul adlı blogun güzel sahibesi bugün benim için bir farkındalık terapisi yaptı, iyi geldi...

Bir de siz okuyun, siz neler hissedeceksiniz, merak ediyorum...

Ne Kadar Farkındayız?

Farkındalık nedir?
Bazı kelimelerin özel güçleri vardır ve günlük yaşamda, alelade zamanlarda kullanıldıkları anlamlardan çok daha fazla şey demektirler. Zannediyorum farkındalık da böyle. Şayet öyle olmasaydı bu kadar kolay ağzımızdan çıkıvermezdi. Yani biz belkide, iki kere düşünürdük bu kelimeyi kullanırken. Demek istediğim şeyler aslında çok basit, çok zor.

Bir şeylerin farkında olmak demek, en başta bir şeyleri dert etmek demek. Dert edilmeyen, umursanmayan şeylerin farkındalığı ne kişiye ne de topluma bir şeyler kazandırır. Nitekim buna farkındalık da diyemeyiz zaten. Diyelim ki dert ettik şimdi sıra bilmek de. Derdin evveliyatında da bilgi yatar. 

Hayat kiminin zorluk, kiminin imtihan dediği sayısız parçadan oluşur. Herkes payına düşeni seçme şansı olmadan almak ve yaşamak durumundadır. Aynı zamanda neyin ne vakit gelip de bizi bulacağını da bilemeyiz. Fakat şurası muhakkak ki biz şahsi dertlerimizle ve sevinçlerimizle, başkalarının dertleriyle ve sevinçleriyle hep beraber hayat yapbozunun birer parçalarıyız. 

Kimi küçük, kimi büyük bir sürü yapboz parçası. Bir yapbozu tamamlamak için ise bütün parçalara ihtiyaç duyarız. Küçüğüne, büyüğüne, daha düzgününe ve daha yamuğuna. Hepsine. Sonunda ise ortaya muhteşem bir tablo çıkar. Eksiksiz, her şeyin yerli yerinde olduğu bizim tablomuz. Biz deseydik ki eğer : 
‘ Ya sevgili küçük yapboz parçası, biz seni sevmedik biz büyük parçaları severiz hadi sana kötü davranmayalım, içten içe acıyalım hatta biraz, ama seni aramıza almayalım.’ 

Ya da 

‘Muntazam bir düzgünlükte olan, kenarları sanki cetvelle çizilmiş izlenimi veren her şeyiyle düzgün parça, biz seni de aramıza alamayız. Biz yamuk olanları severiz.’ 

Tamam, böyle demiyoruz kimseye fakat illa dilinle seni istemiyorum demene gerek yok ki. Hal diliyle ne demiş oluyoruz? Gel dememekte git demek değil mi? Ve yapacağımız hiçbir şey ne iyilik, ne lütuf ne de üstün kişiliğimizin merhamet damlaları. Yapacağın her şey hak, yapmadığın her şey hak! Şöyle düşünelim işe gitmek üzere evinizden çıktınız fakat yolda birden bire sağanak başladı ne yazık ki yanınızda şemsiyeniz de yok. Bir sürü insanın olduğu sıkış sıkış durakta kendinize yer bulmaya çalıştınız. Berbat bir gün geçiriyorsunuz. Üstüne üstlük sanki her şey şahaneymiş gibi bir de otobüsünüzü bekliyorsunuz bekliyorsunuz bir türlü gelmiyor. İşe geç kaldınız, sırılsıklam oldunuz ve otobüs hala gelmiyor. O sinirle şikâyet hattını aradınız ve ağzınıza geleni saydınız:’ Bu nasıl iş? Bu yapılan saygısızlık, sorumsuzluk? Buna ne hakkınız var?’ Buna ne hakkınız var? Sahi dostum buna ne hakkımız var? İstediğin yere gidebildiğin, koşabildiğin o sağlıklı iki bacak mı verdi bize bu hakkı? Peki ya bizden bir tane fazla kromozomunun olması sebebiyle mi başkalarının haklarını elinden aldık? 
    
İnsanlık günden güne gelişiyor diyoruz. Daha önce hayalimizin yanından geçmeyen şeylere tanık oluyoruz günler geçtikçe. Fakat bazı şeylerin aynı kalması ve hiç harekete geçmememiz çok acayip. Bir şeyler yapmak için çok kalabalık kitleleri harekete geçirme gücümüz olmayabilir belki fakat unutmamalıyız ki bütün uyuyanları uyandırmaya tek bir uyanık yeter. Daha önce yettiği zamanları gördük bugün de yetebilir. 
    
Evet, bizden farklı görünüyor olabilirler kimi zaman. Kimi zaman ise onları kırmaktan üzmekten çekindiğimiz için geri durabiliriz fakat esasında biz aynıyız. Bu dünya da aynı şey için varız. Bir yapbozun nadide parçalarıyız biz. Fakat sanki onlar bu dünyada istediklerini yapamazlarmış gibi ya da onlar için bir şeyler yapmak bizim için külfetmiş gibi davranıyoruz?  Neden? 
     
Bu yazı, bu konuda ne kadar berbat olduğumuz üzerinde fikir birliği yapalım ve karamsarlığa düşelim diye yazılmadı. Bir şeyleri hala düzeltebiliriz. Bunu nereden mi biliyorum, parkta ebeveynleriyle gezen otizmli minik prenses bana gülümseyene kadar ben de aynı bataklıktaydım çünkü. ’’Biz böyleyiz işte bir adım ileri gidemeyiz.’’ Demeye bile lüksümüzün olmadığını anladım.
    
Biz özel bireye ayrılmış bölüme arabasını parkeden nasipsiz olamayız. Çocuğunu down sendromlu bireyle arkadaş yapmak istemeyen ebeveyn olmayız. Yapılacak şeyleri belirleyip şuan harekete geçmeliyiz. Hepimiz birey olarak üstümüze ne düşüyorsa onu yapmakla mükellefiz. Yapabiliriz.


DELİ DUMRUL İÇİN…….   

Öneri, görüş, sohbet her türlü mail için adresim……  yilmazbusraanur@gmail.com

Blog Sahibinin Notu: Siz de bloğumda misafir yazar olarak yer almak isterseniz nabrutvebiz@gmail.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.


4 yorum:

  1. Çok güzel ve faydalı bir yazı olmuş .Tebrikler...

    YanıtlaSil
  2. Bizler gerçekten bu konuda gerçekten eksikleri olan toplumuz ve bu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Önemli olan farklılığın farkında olmak değil, aynı olduğumuzun farkında olmak. Size de bu güzel yazı için teşekkür ediyorum ve gerçekten ülkede farkında olunan büyük bir yazar olmanız dileğiyle.😁😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel bir yorum böyle ^^
      Çok teşekkür ediyorum.
      sevgiler

      Sil