Nikâh vakti denen şeye yürekten inanıyorum. Ve nikâh vakti gelmeden kaderini bulsan bile kalem yazmaya başlamıyor. Böyle birkaç hikâye okuduk, işte bu da onlardan biri. 

Sizin aşağıda okuyacağınız yolculuğun detaylarını Selma bana anlattı ama yazma lütfen o kadar özele girmeyelim, dedi. Yazamayacağım ama size şunu söylemek istiyorum; sahibinin sade çok gösterişsiz anlattığı bu hikâyenin alt notlarında epey romantizm de var.

O zaman ben sözü Selma Kocayiğit’e bırakıyorum. 

Okumayı her zaman çok sevdim. Pazar günü akşam olunca yarın okula gideceğim diye kıvranmaktan çok uzak bir çocuktum. Aile sorunlarımızın bana artısı da bu oldu.

Bu sebeple de yüksek lisans her zaman hayalimdi. İşte benim evlilik hikâyem de yüksek lisansa başvurmamla aynı zamanlara denk geliyor. Sıklıkla yanına uğradığım danışman hocamın odasında doktora öğrencisi aynı zamanda akademisyen olan o beyi de sıklıkla görürdüm.  Kendisinden birkaç konuda fikir aldığım da oldu. Konuşmalarımız akademik mevzuların dışına hiç çıkmadı. Bana göre benden oldukça büyük olan bu beyle de ortak konuşacak bir şeyimiz olamazdı.



Sonradan sonraya öğrendiğim kadarı ile ben daha tez aşamasına yeni geçmişken o da doktorasını tamamlamış, bunu söylüyorum zira doktorasını tamamladığı için hocanın yanına gelmek için bir bahanesi kalmamış olması gerekirdi. Ama çoğu zaman randevu ile gittiğim halde orada hocanın odasında oturan o bey artık canımı sıkmaya başlamıştı. Bir gün hoca bana bu hocamız şöyle iyidir böyle iyidir, sizin aranızı yapayım mı, falan demesin mi? Ter boşaldım. Hocam ben flört etmem,ne demek istiyorsunuz, evlenmek falan da düşünmüyorum nereden çıkarıyorsunuz bunları diye bir şeyler geveledim. O zaman bunu anlamadım çok sonradan öğrendim. Meğer bunu söyleten o beymiş. Ben de hoca kendi kendine bir işe kalktı sanmışım.

Sonra tabii o beyi artık görmez oldum. Birkaç kez kampüs içinde karşılaştık ama beni görmezden geldi.

Şimdi düşünüyorum o zamanları. Onun beni böyle görmezden gelmesine epeyce içerlemişim. Hocanın o kadarcık sözü bile kalbime bir şeyler ekmiş. Benim de gönlüm varmış aslında. Ama bunu eşime hiç itiraf etmedim, o kadar da gururumuz kalsın de mi kızlar?

Yüksek lisansımı tamamladıktan sanırım bir yıl kadar sonra Eskişehir’de (üniversitenin adını vermeyim şimdi) bir üniversiteye okutman olarak başvurumu yaptım. İstanbul’dan Eskişehir’e olan yolculuğumun ilk adımını böylelikle attım. Üniversitede o beyi görmeyim mi?

Hiç unutmuyorum, dekanlıktan çıktım, kafeteryaya doğru giderken elinde çantası ile bana doğru yürüyor. O an anladım ben ya. Hayatta böyle bir tesadüf olamazdı. İstanbul’da aynı üniversitede iken resmen onu takip edip Eskişehir’e gelmiştim. Ama bunu irademle yapmamıştım. Kader adım adım beni ona yürütmüştü.

Selma buyur, kendimden çok büyük biriyle evlenemem diyordun ya, al sana.

Daha bitmedi. O anda çarpışıp âşık olmadık tabii. Bu gururlu bey beni pek de tanıyor gibi falan davranmadı. Bir müddet çok muhatap olmamaya çalışarak devam ettik. Sene sonuna doğru bir sempozyuma giden kafileye ben de dâhil oldum. İşte sanırım o yolculukta eşimin başına sonunda beklenen saksı düştü. Yol boyunca benimle ilgilendi. Gittiğimiz yerde hep yanımda idi. Sonradan beni yolculuk sırasında tanıdığı için gözü kapalı evlenmeye karar verdiğini söylüyor.

Durun durun şunu da söyleyim, İstanbul’daki hocamızı sonradan yani evlenince ziyaret ettik, el öptük. Hoca epey bizimle uğraştı hatta eşim hocam ben size öyle bir şey dedirtmedim diye inkâr etmeye falan çalıştı, çok komikti. 

O yolculuktan 8 ay sonra evlendik. 3 yıllık evliyim, mutluyum. Darısını tüm bekar arkadaşlarımın başına diliyorum. 

Not: Siz de hikayenizi bizimle paylaşmak isterseniz ki çok mutlu oluruz, nabrutvebiz@gmail.com adresinden benimle iletişime geçebilirsiniz.
Yazı dizisi:

Görücü usulü evlilik nedir?

Görücü usulü evlilik "Usulü"

Görücü usulü evlilik hakkında bilinmeyenler