Bu haftaki evlilik hikayesi görücü usulu değil, daha masalsı... Hatta kendimi dizi izliyor ya da bir roman okuyor gibi hissettim. 

Arkadaşlıktan aşka doğru geçen iki çiftin evliliğe doğru giden hikayesini okuyacaksınız. 

Büşra Bayram'ın evlilik hikayesi hakkında sizin yorumlarınızı çok merak ediyorum.

21 yaşıma geldiğimde başladı evlilik muhabbetleri. Evlilik denilen kurum öyle bir abartıldı ki, sanki bu dünyaya evlenmek için gönderilmişiz gibi bir algı oluştu bende. Arkadaşlarım birer birer evlenmeye başladılar. Yapılan hiç bir iş önemli olmamaya başladı gözlerinde, tabi evli değilsen. 

Sen hala evlenemedin mi? diye sorar oldular. Arkadaşların yanı sıra, akrabalar, konu komşular durmadan aynı cümleyi kuruyordu. O kadar rahatsız etmeye başlamıştı ki o cümle ve sonrasında gelenler… Anlatılması imkansız. Durmadan birileriyle tanıştırılıyor, türlü bahanelerle atlatıyordum.

26 yaşıma kadar bu saçma günler devam etti. Hep bir tanıştırma heyecanı, hep bir evlendirme gayesi. Bir gün annemi ve babamı karşıma aldım. "evlenmeyeceğim ben, gerçekten bunu istediğimi sanmıyorum" dedim. Babam gülerek "O zaman bize bakarsın yaşlanınca, bizce hava hoş," demişti. Açıkçası güzel gelmişti bu fikir. Evinde mutlu olan bir insan neden başka evlerde tekrar mutluluk aramak istesindi ki? Ben elimdeki hayatla zaten mutluydum. Belirsizlik dolu bir hayata henüz hazır değildim.
O sene A kişisi ile tanıştım. Aslında tanışmadım. Kendisi benim ortaokuldan arkadaşımdı. Facebook ile birbirimizi yıllar önce eklemiş, ara sıra konuşuyorduk. Fikirlerini biliyordum. Düşüncelerini beğeniyordum. Ama ortaokuldaki zekâsının hala devam etmesine ayrı bir hayranlık duyuyordum. Nedense hep zeki insanlar ilgimi çekmiştir. Artık insan kendinde ne eksikse onu mu arıyor ne? :)

Hep aklımda ortaokuldaki matematik hocamın yanlışlarını tahtaya çıkıp heyecanla düzeltmesi kalmıştı. Başka da bir şey hatırlamıyordum ve açıkçası o yeterliydi benim için. Matematikten nefret etmeme sebep olan matematik hocamı rezil etmesi de muhteşem bir şeydi.

Ara sıra konuşuyorduk. Bir gün dövüş kulübü filmi hakkında bir şeyler söyledim. Bana film eleştirisinin kitabını okuyup okumadığımı sordu. Okumamıştım. Kitabı bana verebileceğini söyledi. Yakın yerlerde oturuyorduk. Ben de x yere gideceğim yarın, getirebilirsen sevinirim, demiştim. O da getirdi. Arkadaşımla çay içiyorduk. Beni dışarı çağırdı, kitabı uzattı. Aldım. Teşekkür ettim. Arkamı döndüm ve arkadaşımın yanına gittim. Arkadaşım yanımıza neden davet etmedin diye sordu. O an aklıma geldi davet etmek ama artık çok geçti. Basiretim bağlanmış gibiydi. 
Sonrasında durmadan muhabbet etmeye başladık. Fakat tamamen fikir alışverişi. Kitabı bitirip bitirmediğimi soruyordu durmadan. Yoğun bir döneminde olduğumdan bir türlü bitirememiştim. Ben de sorularına dayanamayıp "bitirdim kitabı, x yere gel al kitabı" dedim. Akşam 7 için sözleştik. 7’yi çeyrek geçiyorken nerede olduğunu sordum. 5 dakika daha geç kalacağını söyledi. Asla kimseyi bekleyemezdim. Kitabı orada sekretere bırakıp çekip gittim. Beni bekle bir çay içeriz demesine rağmen, beklemedim. Bizim çay yine yalan oldu yani.

Aradan zaman geçti. Biz yine aralıklarla konuşuyorduk. Sonra bir gün bir sinema filminin gösterimine davet ettim onu. O filmi izlemek isteyeceğine inandım. "Ben yarın x sinemasına gideceğim, istersen gel" dedim. O da o gün uyuyakaldı ve gelmedi. Ömrümde ilk kez ekilmenin rezilliğini yaşamış olduğumdan olacak ki onunla 3 ay boyunca asla konuşmadım. 

Yazdı..
Aradı..
Mesaj attı ama cevap atmadım. Nasıl uyuyakalırdı ki? ... Ben sabahın köründe yollara düşmüş ve filme gitmiştim.


Bu zamana kadar hiç ama hiç ciddi bir şey hissetmediğimi eklemeliyim sanırım. Zaten evlilik duygusundan vazgeçtiğimden olacak ki, psikolojik olarak hiç bir şey düşünmüyordum. 
3 ayın sonunda bir gün bana selamsız, neden cevap yazmıyorsun, demişti. O gün iyi yanıma gelmiş olacak ki, çatır çutur söyledim beni ektiğini, ona nasıl kızdığımı ve nasıl uyuz olduğumu. Onun haberi bile yoktu. Sen zaten gidiyordun, beni öylesine çağırdın diye ben de pek üstelemedim dedi. Bu umursamazlık hala var kendisinde, ama başta nasılsa öyle olur değil mi?

Sonra tekrar konuşmaya başladık. Bu kez ciddi iş projelerim vardı. Onun da vardı. Bir gün yüz yüze görüşüp kararlaştırmalıydık. Hatta ben Balat'ta yer bile bakıyordum iş için. Bir gün Beyazıt’ta buluşma kararı aldık. Tüm gün Eminönü’nde annemle gezdikten sonra onunla buluştum. Nasıl perişan bir haldeyim anlatamam. Bulunduğu mekânı çok zor buldum. Caddeye çıktı beni görebilmek için. Caddenin ucunda onu görünce birden garip bir duygu hissettim. İçimden bir ses "Dön kızım geri, bu çocuk senin hayatını mahvedecek" dedi. Nasıl mahvedecek diye düşünürken evlenirsin sen bununla, diye ekledi. Evlilik benim için o kadar korkunç bir şeydi ki, evlensem onunla evlenirim herhâlde hissi oluştu aniden bende. Hani derler ya hep evleneceğin kişiyi hissedersin diye… Sanırım böyle bir histi bu. Bunca insanla görüşüp, bunca insandan alamadığım o ilginç hissi çat diye bulmuştum. Bir adım ileri gittim, iki adım geri attım. Ceddin deden neslin baban duyguları ile Ya Allah diyerek yanına gittim. Oturduğumuz yerde anlattıklarını dinleyemedim. 

Sonrasında yine konuştuk. Yine görüştük. Görüşmelerimiz bayağı sıklaşmaya başladı. Bu sıklaşma beni rahatsız etmeye de başladı aynı zamanda. Arkadaştık ama arkadaştan öte bir muhabbetimiz var gibiydi. Yakın hissetmeye başladım ama yakın hissetmek bana göre değildi. En azından dünya görüşüme aykırı davranıyordum. 
Biraz uzak kalma adına Trabzon'a gittim. 1 hafta kadar orada kaldım ama özlem duygusu da çok ağır bastı. Bana durmadan; döndüğünde sana çok önemli bir şey söyleyeceğim, dedi. Ben bir hafta boyunca aramızdaki bu ilginç ilişkiden rahatsız olduğunu, yanlış anlamamam için açıklama yapacağını ve hatta hiç görüşmemizin daha iyi olacağını söyleyeceğini düşündüm. Dönesim gelmedi bu yüzden. Ama en sonunda döndüm. Bir Çarşamba günü buluştuk. Elini ayağını nereye koyacağını şaşırıyordu. Bense, kesin kırılmamam için böyle yapıyor, nasıl söyleyeceğine karar veremiyor, diyordum. 

En sonunda ciddi bir niyetinin olduğunu, beni daha yakından tanımak istediğini ve sonrasında bir kaç cümleyle benden hoşlandığını falan söyledi. Açıkçası ne dediğini pek hatırlamıyorum çünkü nasıl başka bir şey bekliyorsam ve kendimi hazırladıysam; o söylediklerini duyamadım bile. Kulaklarım uğuldadı. Ben aksini düşünüyordum oysa. Hatta "amaan sen yanlış anlamışsın, zaten arkadaşımdın. Madem böyle düşünüyorsun daha da görüşmeyiz of" deyip çekip gidecektim. Fakat işler tam tersi gelişince daha son cümlesini bitirmeden "evet!" dedim. O "nasıl yani" dedi merakla. O da benim ayı gibi atlamamı beklemiyordu çünkü. Hani benim gibi biri en azından bir kaç dakika beklemeliydi. Ama beklemeden direkt kabul ettim. Aslında nasıl kabul ettim onu bile anlamadım.

O gün mekândan çıkarken parayı bile vermeden gittik. Sonra dönüp ödeme yapıldı fakat sanırım en salak hatıramız da bu. 

7 ay sonra nişanlandık, nişandan 7 ay sonra evlendik. Şu an 1 yıllık evliyim. 28 yaşındayım. Etrafımdaki insanların "neden çocuk yapmıyorsunuz" cümlelerine maruz kalıyorum. Aslına bakarsanız bu insanların çeneleri asla kapanmıyor. İnsanı önce evliliğe, sonra çocuğa hazırlıyorlar. Hiç düşünmediğiniz şeyleri düşünmeye başlıyorsunuz. Ama henüz evlenmemiş arkadaşlara söylemek isterim ki "evleneceğiniz insanı hissetmek" diye bir şey var. Lütfen her önünüze gelene evlenilecek erkek gözü ile bakmayın. İnanın onu görünce direkt tanıyacaksınız. Ve o yaşlı teyzeleri, akrabaları, arkadaşları ve diğer her türlü hayatınız hakkında fikir beyan edenleri umursamayın. Çünkü hepsi fasa fiso. Bu hayat sizin hayatınız. Yalnızken mutluluğunuzun tadını çıkarın. Evliyken yalnız kalamayacağınızdan ve yapacaklarınız sınırlı olduğundan tek başınıza bir yerlere gidin, bir yerlerde gezin, birilerine yardım edin. Hayat hep istediğiniz kadar güzel olsun :)

Not: Siz de kendinizin ya da aile bireylerinizin evlilik hikayelerini bizimle paylaşmak isterseniz nabrutvebiz@gmail.com adresine mail atabilirsiniz. Çok mutlu oluruz.