Bugünkü evlilik hikâyesi Azerbaycan’da savaşın orta yerinde kalan bir çiftin aşkını anlatıyor. 

O çiftin meyvesi olan, çok sevdiğim, yazılarımı çok eskiden beri okuyan ve kendisi ile her zaman iletişim halinde olmaya çalıştığımız kardeşim Saida Rashid anne ile babasının hikâyesini bana yolladı. Ondan rica ettim, bu hikâyeyi yayınlayabilir miyim, dedim. Beni kırmadı. Hem bu hikayeyi benimle paylaştığı hem de sizinle paylaşmama izin verdiği için tekrar kendisine çok teşekkür ediyorum.

Kardeş vatan Azerbaycan’dan gelen bu hoş hikâye şimdiye kadar gelen hikâyeler içindeki ilk kez kız kaçırmalı olmakla da epey eğlenceli ve unutulmaz olacak diye düşünüyorum.

Söz Saida’da!

Hani derler ya 1 dakikanın,  1 günün 1 haftanın bile insan hayatında rolü büyük diye. İşte benim sana anlatacağım evlilik hikâyesinde de zamanın içinde taşıdığı her ani ve kazandırdıklarının kaybettiklerine nispetinin hangisinin daha ağır basması gibisinden bir şey Sevgili Nabrut’um.

Sene 1990 daha gençken babam akraba ziyaretiyle annemin yaşadığı ile gider, hani hiç bir akrabalık olmasa da küçük yer, insanlar birbirinden çabuk haberdar oluyor, işte kimdir, kimlerdendir diye. Annemle babam da ortak arkadaşlar nedeniyle bir ortamda birbirilerini görmüşler ama gel gör ki annemin kız arkadaşı babamın onları dikkatlice izlemesi neticesiyle ondan hoşlandığını düşünmüş. Benim annem de artık nasıl desem arkadaşının aşkına bakacak değil ya! Hani amaaan demiş, ne uğraşacağım, elin şehirlisiyle. 😃

Gel zaman git zaman 3 sene geçer, annem işletme okuyup geri döner. Babam 2 yıl Ukrayna’da mecburi askerliğini tamamlar, sonra işte bildiğin o sıralar vatanda durum vahimdi, babam gönüllü olarak askere gelir, tesadüf mü, ya da olması gereken mi, tevafuk mu diyorlar ona? İşte bir şekilde annemin yaşadığı şehre tayin olunur. 

Sene 93.

Babam hala annemin yüzünü aklından çıkaramamış. Akrabalarına söylemiş, annemin tüm bilgilerini toplayıp ona haber etsinler diye. 
Bizim memlekette ise o seneler topraklar teker teker işgal ediliyordu. Hüzün dolu aynı zamanda riskli bir yaşam kendini gösteriyordu. 



Bir gün babam akrabasından duyar ki annemin bir akrabası anneme elçi gelir. Babam kendisinin söylemesine göre o gün baya bir dayak yemiş, sinirlendiği için etrafı dağıtmış, buna ceza olarak üstleri tarafından dayak yemiş. Ne yapabilirim diye düşünmüş tasınmış. Böyle bir kaç hafta geçmiş, babam bilmiyorum neden annemlerin yaşadığı ilin merkezine inmiş. Tesadüf ya, annem de orda bakakalır babama. Annemin söylediğine göre babamın bakışları artık bir yabancı, kibirli biri gibi değil de, bir aile gibi bir sıcaklık doluymuş. Babam da ayni şekilde o gün sevinçten uyuyamamış. Sanıyorum ki annem babama o gün âşık olmuş. 
Gel zaman git zaman bir kaç ay daha geçmiş. Ağustos ayı babama kuşlar haber uçurmuş. Annemin akrabaları annemi vermedikleri için kaçıracaklarmış. Babam çıldırmış. Neyi nasıl yapabilir diye. O gece uyumamış, sabaha kadar plan yapmış. Askerlik sorumluluğu da bir taraftan kafasını kurcalıyormuş. Gerçi gönüllü askerdi, 1 gün postta durur, 2 gün il içinde oluyormuşlar ama yine de o aralar çıkmak zormuş. Kaçarsa kaçak, kalırsa mutsuz olacakmış.

Sabah kendini bir şekilde revire sokmayı başarmış orda hemşirelerden rica minnet ederek idare etmelerini hayat memat meselesi olduğunu söyleyerek kaçmış. İşin zor kısmı şimdi ne yapacağıymış. Onlardan önce kaçırmayı göze almış babam, akrabası annemi bir şekilde köyün aşağısına getirtmiş. Tam da o an babam annemin ağzından tutmuş bindirmiş Nivaya! (Lada Niva model bir araba bilmem tanır mısınız?) 

Bu kaçırma sırasında annemin babamın elini ısırması mı desem, kaçmak için gömleğini falan yırtmasını mı desem, kendinin yerlerde sürünmesini mi desem, Prensesimiz ya işte ayakkabısının birini düşürmesi mi desem, babamın annemin ağlayışlarını durdurmak için bağırarak arabada ben bunu yapmazsam sen başkasına yar olacaksın, buna ne benim gönlüm el verir, ne de zaman bana fırsat demesini mi… Hangi birine değinsem…

Babam akrabalarının evine getirmiş annemi. Annem susmuyor o kadar ağlamış ki babam bir ara ağlamasına dayanamamış geri götüresi gelmiş. Ama geriye yol var mı ki elbet yok. 
Annemi bir odaya getirirler sakinleştirmeye çalışırlar, babam odaya hava gelsin diye küçük pencereyi açmaya kalkışmış. Şanssızlığın böylesi ya oradan da bir ari hop diye babamın yanağına isabet etmesin mi? Babamın yanağı şişmiş. Annem babama bakmış babam bir yanağı şiş eli bantlı, gömlek paramparça. Artık ağlanacak hale gülmek derler ya gülmüşler, gülmüşler ve o gün 10 Ağustos 1993! bir kız kaçırma operasyonu bitmiş. Babam ayni gün anne babasına haber etmiş ve onlar buraya gelince kendisi annemle helalleşip revire geri dönmüş. Kendisini nelerin beklediğini bilmeden.

Neyse efendim, Babamın ailesi gelir annemi görür ve annemin ailesinin yanına gidip olanları söyler, babamın yanlış yaptığını, Kızlarını helallikle vermelerini isterler. Ne diyelim babaannemler annemi de götürür Bakü’ye giderler. O sıra küçük bir düğün de yapılır. Babam hala asker ve durumlar gittikçe kötüleşiyor. Ermeniler tam 3 hafta sonra anneannemlerin yaşadığı ili de alıyorlar. Herkes kaçmış yakın illere ya da akrabalarının yanına. Başlarını sokacak bir yer bulmuşlar bir şekilde. Nasıl söylerler herkes paramparça bir şekilde. Dağılmış bir şekilde. Babam da haliyle hala asker ama kenar illere gönderilmiş. 

Gel zaman git zaman 3 ay sonra Bakü’ye geri gelir. 17 Ağustos yani bir yıl bir hafta sonra ben dünyaya gelmişim. Gerçi çok zor zamanlarımız oldu, ister maddi, ister manevi. Babamın anneme olan sevgisi korudu bizi ya nasıl desem, annemin ailesinden kaybettikleri olsun, babamın iş için tutunmaları olsun, iste herkesteki gibi zorluklar. Ama bir şekil birlikte şükür etmişler, el ele vermiş simdi iki çocuk büyütmüşler. Hani babam o zamanları hatırlayınca söylediği tek şey 1 gün bile geç kalsaydım seni kaçırmasaydım bugün hayatımdaki en büyük pişmanlığım olurdun, diyelim hiç bir şey olmasaydı, seni başkası kaçırmasaydı bile o zaman da insanları yerinden yurdundan ettiler, kim bilir nerede olacaktın diye, kime yar olacaktın diye söyler hep anneme. 

İşte Nabrut’um, ne görücü, ne mecburi evlilik. 1 tutam zamanın oyunu, bol miktar kader, bol miktar sevgi ve geriye hamd olsun mutlu bir aile. 23 yıllık ailenin 22 yıllık ferdi olduğum için bir an için bile pişman olmadım. Hani babamın beni sevdiği gibi sevsin yeter derler ya, babamın anneme olan sevgisinin şahidi olarak babamın annemi sevdiği gibi biri olsun hayatta, gerisi hallolur İnşallah…

Not: Hediye çekilişime katılırsanız mutlu olurum. Özellikle düzenli okuyucularımın katılmasını çok istiyorum. Katılmak için: http://nabrut.com/2016/05/missha-nuxe-ve-tantasia-hediye-cekilisi.html

Yazı dizisi:

Görücü usulü evlilik nedir?

Görücü usulü evlilik "Usulü"

Görücü usulü evlilik hakkında bilinmeyenler