Burada ısınma sistemimiz yok. Klima, katalitik, ufo idare ediyoruz.
Merkezi sisteme alışkın vücut sistemim burada epey zorlanıyor onu söyleyebilirim.
Üşümekten nefret ederim, yazı çok severim, burada üşüdüğüm zamanlarda da direk;
''Neden Geldim İstanbul'a'' türküsünü Kıbrıs'a diye çevirip ağıt yakıyorum.



Geçen gecede üşümekten uyuyamadım. Kalktım klimayı açtım. Epey zaman geçti, iyice üşüyorum. Hatta neredeyse titriyorum. Kendimi zorluyorum. İçimden ''bak klimayı açtın oda ısınacak'' diye tekrar ediyorum. Amacım üzerimde psikolojik bir etki yaratmak. 
Ama yok ısınamadım. Ufo açayım diye yorganın altından çıktım ki, klima soğuk üflüyor.
Sonra kendime neler saydım, siz hayal edin.

Aklıma psikolojik olarak ölen adam geldi.
Bir et fabrikasında çalışan adam kamyonun soğutucusuna son etleri de yükledikten sonra aniden kapı kapanmış.
Bu soğutuculu nakliye araçları da yalıtımlı olup ısı gibi ses de geçirmediği için, sesini duyuramamış.
Araba çalışmış, uzak mesafeye doğru yol almış.
Soğutucuda kalan adam öleceğini anlamış.
Yanındaki kağıda notlar almış.

1.saat: çok üşüyorum.
2.saat: parmaklarımı hissetmiyorum.
3.saat: ayaklarımı kımıldatamıyorum.
4.saat: uyku bastırıyor.

Sonrasında nakliye arabasının şoförü varış mahalline ulaşmış ama paçaları tutuşmuş. 
Çünkü arabanın soğutucusunu açmayı unutmuşmuş.
Aracı açmış, tüm etler kokmuş ama birde ölü görmüş.
Adam soğuktan değil, psikolojik olarak ölmüşmüş...

Müşmüş... Çünkü bunlar efsane.
Özellikle ortaokulda bu hikayeleri İnternet'ten indirir, arkadaşlarımı toplar anlatırdım.
Bu efsanelerin içinde ağaçtan başına örümcek düşüp banyo yapmayınca da örümceğin beynini yediği kızdan tutun, gece arabasına binen kızın aslında ölü olup, ruh olduğunu öğrenen adama kadar bir çok amerikanvari hikaye vardı.

Bu hikayelerle eğlendiğimiz hatta ciddi ciddi bunlara inandığımız güzel günlerimiz vardı bizim.
Sahi ne oldu o güzel günlere?
Büyüyünce efsane gibi gerçeklerle karşılaştık. Böyle bir şey nasıl gerçek olabilir, dediğimiz keskin gerçekler...