Bazı hikayeler insanı sarsıyor ve kendine getiriyor. Ben çok fazla yoğun bakım kapısında bekledim, çokça da hasta yakını unvanı aldım. Bu sebeple sağlığın nasıl bir nimet olduğunu çok iyi biliyorum. 

O yüzden bu hikayeyi okumayı bitirince şöyle dedim;

Amaaan, sağlık olsun da el oğlu el de çok. (Bu bizim oralarda sana koca mı yok be annem demek. :)

Bu tatlı hikaye için A.V Hanım'a çok teşekkür ediyorum. Sözü ona bırakıyorum.

....

Siz hiç eski nişanlınızın düğününde misket oynadınız mı?


Ben oynadım hem de hunharca, yarınlar olmayacakmışcasına, bir gram gözyaşı bile dökmeden.
Böyle söyleyince beni oldukça gamsız, vurdumduymaz biri gibi hayal ettiniz biliyorum ama işin aslı inanın öyle değil. Bende onu anlatmak istiyorum.

Her şey ben lise ikinci sınıftayken başladı. O zamanlar kendini dünyanın merkezinde gören ben, henüz olgunlaşmamış kalbimi birine kaptırdım hem de komşumuzun oğluna.

Benden bir yaş büyüktü ve oda bana karşı boş değildi. Başta gizli saklı devam eden ilişkimiz, arkadaşlarımızın ve okul hocalarımızın duyması ile yaşadığımız küçük ilçeyi örümcek ağı gibi sardı.
Babam ile annemin kulağına gitmesi çokta uzun sürmedi. 

Önce telefonuma el konuldu, sonra özgürlüğüme ama ben dinledim mi? Hayır. Nasıl çılgınca seviyordum anlatamam. Kaçmayı düşündüm, intihar etmeyi düşündüm, ailemi şikayet etmeyi düşündüm. Ah daha neler neler.

Bizi ne kadar ayırmaya çalışsalarda olmuyordu. Her teneffüs her okul çıkışı beraberdik. Okuldan gelen uyarılar bile nafileydi benim için. 
Kararımızı vermiştik o hangi üniversiteyi, hangi bölümü yazarsa bende onu yazacaktım ve beraber bu diyarlardan kurtulacaktık. 

Babam en sonunda dayanamadı. Bir akşam onunda babasını çağırıp, bizim ilişkimize bir isim koymaya karar verdiler. Okulları bitene kadar sözleyelim, sonra yaşları tutunca evlendiririz dediler. Böylelikle 15 yaşında benden bir yaş büyük biriyle sözlenmiş oldum. 

Okul arkadaşlarımdan falan bu durumu bilen yoktu ama ben nasıl bir gecede olgunlaşmıştım. Sözlü bir genç kızdım artık bir eşim vardı. Yürüyüşüm bile değişmişti bir anda. Rehberlik hocaları kendimi yaktığıma dair destanlar okunuyorlardı ama nafile bana hiç işlemiyordu.

1 senelik sözlülük hayatım (hatta nişanlılık  diyelim son zamanlara doğru yüzük takmıştık çünkü)  enfesti ta ki beyim üniversiteyi kazanana kadar. Haberi geldiğinde nasıl sevinmiştim. Onun kazandığı yer benim ileride kazanacağım yerdi çünkü. 
Ayrılırken bile fazla ağlamadım ne de olsa bir sene sonra bende gidecektim oraya. 


Müstakbel eşim üniversite hayatının ilk yılında nerdeyse hergün arayıp ders çalışıp çalışmadığımı soruyordu. İlgisi alakası uzaklaşınca daha çok artmıştı. Benimde hoşuma gitmiyor değildi hani. Ailesi de bana karşı oldukça nazikti ve artık resmen gelinleri olarak görüyorlardı. 

Peki sonra ne oldu da bu rüya gibi hayatım misket oynamaya kadar döndü inanın bende bilmiyorum. Sözde ders çalışmam için azalan mesaj ve telefonlar felaketin habercisiydi sanki. Tatil zamanları artık memlekete dönmüyor, staj yaptığını söylüyordu.

İşte her şey böyle beni can çekiştire çekiştire bitti. Bir telefon numarası nasıl ezberlenir ki aradan kaç sene geçmesine rağmen unutamıyorum. Bir gecede maksimum kaç kez aranır bir insan? Peki ya hiç mi açılmaz o telefon. Öyle bir duvar örmüştü ki aramızda yıkamıyordum, sesimi duyuramıyordum en kötüsü de onu göremiyordum. 

Sınav falan hak getire, ben dünyamdan vazgeçmiştim. Ağlaya ağlaya çaldım ailesinin kapısını. Derdi ne diye sormak istedim, bana neden böyle davranıyor? Annesi beni görünce şeytan görmüş gibi olmuş ve "Kızım git Allah'ını seversen istemiyor oğlan işte  zorla mı?" demişti. 

İstemiyordu. Bundan daha kötüsü olamaz diye düşündüm. Günlerce hatta belki aylarca evden çıkmadan ağladım. Lise bitmişti, arkadaşlarım bir yerleri kazanmıştı veya çoktan ikinci kez sınava girmek için hazırlık yapmaya başlamıştı. Benim ise dünyam yerle bir olmuştu.

Çok isyan ettim yaradana. Neler neler düşündüm. Bu acı maksimumdu benim için daha ötesi olamaz dediğim anda ikinci bir felaket suratıma bir tokat gibi çarptı.

Yıllardır zayıflıktan, kilo alamamaktan yakınan annem...meğer kolon kanseriymiş. Allah affetsin kendim ile o kadar meşguldüm ki ilk başta üzülemedim bile. Her şey annemi hastaneye yatırdığımızda kafama dank etti. Babam yanında kaldı. Küçük kardeşim henüz 8 yaşında. Yanımda her gün anne diye ağlarken, benim de elim ayağıma dolaşırken farkına vardım gerçeğin. 

Yemek yapmasını bile bilmiyor. Komşulardan ve babaannemden yardım alıyordum. Babam sık sık eve gelip bize erzak getiriyor ve kardeşimi bana  emanet ediyordu. Yaklaşık  3 hafta süren bu dönemde aklımda ne sevgili kalmıştı ne nişanlı. Tek istediğim annemi yeniden sağ salim evimizde görmekti. 

Ameliyat olmadan görmeye gittik annemi. Kardeşimi almadılar bile yanına. Nasıl zayıflamıştı anlatamam. Kafasındaki damarlar bile belirginleşmişti. Gözlerimin önünde eriyip gidiyor, annem yok oluyordu. 

O akşam, hastaneden geldiğimiz akşam evimizin avlusuna çıktım ve bahçeye attığımız eski kanepenin üzerine oturup şöyle dua ettim.

"Lütfen Allah'ım annem sağ salim gelsin. Söz veriyorum bir daha salaklık yapmayacağım. O şahsıda unutacağım, bir daha onun için üzülmeyeceğim. Hatta...hatta onun düğününde zil takıp oynayacağım"

Yemin ederim böyle bir adak adadım. Yeter ki annem iyileşsin, her şeyi yapmaya razıydım. Şükürler olsun ki yaradan duamı kabul etmiş, geç de olsa bizi annemle kavuşturmuştu. 

Geriye verilen sözleri tutmak kalmıştı.

Üniversite okumadım, hiç hazırlanmadım bile. Bunun yerine amcamın iş güvenliği birimde sekreter olarak çalışmaya başladım. Aradan uzun yıllar geçti. Ben iyileştim ve biraz olsun akıllandım yani biraz işte...
 Sonra bir akşam işten dönerken komşumuzun evinin tepesine bayrak asıldığını gördüm hemen sonrasında da kara haberi aldım. 

Benim bir zamanlar kara sevdam evleniyormuş. Aklıma duam geldi ama yıllar geçmişti tutmasam da olurdu. Tövbe bismillah böyle düşündüğüm vakit annem yeniden sancılanmasın mı? Sanırım adağım yerine getirilmek istiyordu. 

Aynı mahalleden bir kız arkadaşımı taktım koluma. Anlattım ona bir bir her şeyi. Başta gelmek istemedi benimle. Bizi yaka paça atarlar yapma dedi. Ya herrü ya merrü diyerek çıktık yola. 

Bahçelerinde oluyordu düğün. Böyle bir düğün şekli tam benim hayalimdi ama artık olsundu. Kalabalığa karışarak girdik bahçeye ve plastik iki sandalye çekip oturduk. Kalkıp oynamaya cesaret edemedim ilk başta ne yalan söyleyeyim. Hatta ne kadar takmıyorum desem de, içime bir sızı düşmesine engel olmamıştım. 

Sonra arkadaşımı önüme siper ederek kıyıdan kıyıdan yanaştık oynayanlara. Önce bir ileri bir geri sallansam da baktım müdahale eden yok, şöyle iki tur gerdan kırarak döndüm, kimsede bunun burada ne işi var demedi. Ritüelini tamamlayan keşiş gibi sessizce ayrıldık oradan. 

Tabi birkaç gün sonra aileme teessüf ve kınama mesajları geldi ama umursamadım. Ailem yanımdaydı, sağlığım yerindeydi, yaşım henüz çok gençti ve geri kalan her şey artık teferruattı.

Tüm hikayelere şuradan ulaşabilirsiniz.

Beni Instagram hesabımdan takip edebilirsiniz.