Yaş aldıkça insan çok değişiyormuş,
yaşın daha küçük büyüyünce anlarsın dedikleri her şeyi gerçekten yeterince büyüyünce anlıyormuşsun.

Kendi hayatımı 3 evreye ayırıyorum ve şu 3. evrede inanılmaz bir aydınlanma yaşıyorum. Daha da aydınlanmak adına fazlalıkları hayatımdan çıkarıyorum, minimalist bir yaşam yaşamaya çalışıyorum. 

Minimalizm İslam ilişkisi falan üzerine ağır bir konuşma yapmayacağım, korkmayın. İşin magazinel tarafına biraz değineceğim.

Minimalist yaşam tarzı tercih etmeye karar verdiğimde ne kadar maksimalist ve savurgan olduğumu fark ettim. Savurganlığımın da alım gücü ile alakalı olmadığı, ödeyemeyecek durumda olsam da çok alan, çok alan, yığan yığan, bir daha alan yedekleyen bir insan olacağımı, ödemeyince de;

♬♫♪♩aşkım mapushane içinde ben mahkum ♬♫♪♩

türküleri çığıracağım muhakkaktı. Deniz Seki gibi benim arkamda falan da durmazdınız. Haha!

Benim fazla alışveriş yapmamı tetikleyenin annem olduğunu düşünüyorum. O almayı sever, varsa, alabiliyorsa da alırdı. Her şeyin çok olmasını severdi. Taşınmalarda bizi taşıyan bir şirket bir daha taşımayı reddeder mesela. Çünkü normal bir aileden çok daha fazla eşyamız var. Çünkü annem misafir ağırlamayı ama misafiri beş yıldızlı ağırlamayı çok sever. Bunun için de eksiğimiz değil, fazlamız olsun ister. 

Fark ettiyseniz yukarıdaki paragrafın bir kısmını geçmiş zaman eki ile yazdım, zira artık annem de yaşlandı. "Eşyanın kölesi olmak" istemediğini söylüyor ve normal bir yaşam sürüyor. Bu yazdıklarımı okusa terliği savurmak suretiyle beni kanıtlanamaz şiddete maruz bırakabilir. Neyse... 😂


Bir yıl öncesine baktığımda dolabım sırf indirimde görüp ucuzmuş diye aldığım etiketini bile üzerinden çıkarmadığım kıyafetlerle doluydu. Belki bir gün giyerim diye uzun zamandır beklettiğim kıyafetleri, beğenerek aldığım ama sonra beğenmediğime kanaat getirdiğim bir iki kere giyilmiş kıyafetler ve modası geçen sevdiğim bir markanın olan ya da kaliteli olduğu için vermeye kıyamadığım, bir gün lazım olur diye baza altlarında biriktirdiğim tüm kıyafetleri ayıkladım.

İtiraf etmek gerekirse yine bir kısmını tekrar baza altına ayırmak suretiyle saklasam da büyük bir kısmını verdim. Hamdolsun! Veremediğim kısmını ise satmak üzere yolladım. Diğer kısmını ise Kıbrıs'ta bıraktım. 

Hafifledim.
Mesela bakın amcaya, ne giyeceğim derdi çektiğini
sanmıyorum.

Yetmedi tabii. Artık almaya o kadar doymuşum ki aldığım bir kalemin bile hesabını yapıyorum. Bu bana lazım mı, bunu almalı mıyım diye düşünüyorum. Zira şöyle de bir durumum var; ev ıvır zıvır dolu. Falancayı falanca fuardan almışım, falancayı geçerken almışım, filancayı nereden aldığımı bile unutmuşum diye listelenen filanlara sahibim. Yani falan ve filanlarla muradım aslında hiçbir işlevi olmayan, hiçbir kere de kullanmadığım ama atsam atamadığım, koysam nereye koyacağımı bilemediğim, boşuna yer kaplayan ihtiyaç dışı saçma sapan küçüklü büyüklü parçalar. Bunlar da beni çok yorduğu için artık bilfiil işime yaramayacak şeyleri satın da almıyorum.

İhtiyaç harici bir şey almıyorum ama ihtiyaçlarımı da en aza indirmeye karar verdim. İhtiyaç olan şeyi bir tane alıyorum, en iyisinden olsun ama bir tane olsun anlayışı ile hareket ediyorum. 

Şimdi bu yıl dolaplarıma bakıyorum, belki eskiye göre çok daha az eşya var ama giymediğim hiçbir şey yok.

Bu yeni benimsemeye çalıştığım yaşayış tarzında tek zaafım cilt ve makyaj ürünleri diyebilirim. İşte onlarda biraz sınırı geçiyorum, ama işte onu halledebileceğimi sanmıyorum.

Hımm, şunu da eklemeden geçmek istemiyorum; arkadaşlarımı da bu noktada destekliyor, en azından benim yanımda gereksiz harcama yapmalarına izin vermiyorum. Eğer isterseniz size de bu yaşam tarzını benimsetebilirim diye yeni bir iş kolu da ben kuruyormuşum. Biliyorum birçoğunuzun eşi ve kocası benim gibi bir yaşam koçunu kaçırmak istemeyecektir. Aman ha! 😂😂😂