Gururun kölesiyim. Burnum yere düşse almam. Bir tekme de ben vurur, burnum yere hiç düşmemiş gibi davranarak başım dik geçer, giderim. Daha önce söylemişimdir. 

Gururun en büyük zararlarından birisi de kendi işini kendin görme eğilimi, serde kimseye minnet etmemek adına yardım almamak, yardım almayı teklif bile etmemektir. 

Bu huyum başıma zaman zaman büyük belalar açar.

En son Ankara'dan Kıbrıs'a gelirken havalanında gururumun beni düşürdüğü utanç verici durumu anlatırken sizler gülecek, bense biraz daha yerin dibine gireceğim, daha gidecek yer kaldıysa tabii.

Havalanında bagajları verdik ve pasaport işlemleri için kuyrukta sıra bekliyoruz.

Ramazan günü ve biz orucuz.

Sistemde arıza da olunca kuyruk uzadıkça uzadı, ezan okundu, vakit girdi derken annem; bir su al da bari orucumuzu açalım, dedi.
Tamam, dedim. Tabii ki! Su alıp geleceğim yani başıma ne gelebilir ki!

Etrafa bakındım, bir shop vardı ama su satmıyorlardı. Sonra yakındaki içecek makinesini gördüm. Hızlı adımlarla makineye doğru yürüdüm. Makinenin yanında bir kişi daha vardı ve makine ona, o makineye bakıyordu. Zaten kuyrukta beklemek, oruç olmak gibi yorucu eylemlerle beynim süngerlemişmiş, neden makineye baktığının sebebi üzerine hiç düşünmedim. Paramı attım, makine tekrar paramı iade etti. Makine ile bakışan kişi arkamdan seslendi; makine bozuk sanırım, ben de bir kaç kez denedim ama parayı iade ediyor, gibi bir şeyler söyledi.



Ben de kaderime razı olup etrafa çok da bakınmadan, pasaporttan girişte nasılsa bir kafeye otururuz diye düşünerek geri dönüyordum ki;

Arkadan pist pist diye biri kedi kışkışlıyor gibi sesler geliyordu. Üzerime alınmadım önce ama gayrı ihtiyari şöyle bir arkamı döndüm ki makine ile bakışan arkadaş başka bir makine bulup suyunu da almış, kediye pardon bana pist pist yapıyor. 

Pişt pişt olayının üzerinde çok durmamaya çalışarak suyu gören bedevi misali makineye doğru yürüdüm. Sağ olsun, arkadaş bana su almaya yeltendi ama ben olanca gururumla, ne münasebet der gibi baktım, basenleri ile kalabalıkları yaran teyzeler gibi, ben de basenimin sağ tarafı ile (yazar hanımefendilikte çığır açtı popo yerine basen kelimesini kullanıyor) onu makinenin sağına doğru ittirdim, sana mı muhtacım bea, ben kendi suyumu kendim alırım, dedim.

Zihnimde yani. Hayali olarak.

Gerçekte teşekkür ederim, ben alırım, dedim. Olanca cici kız kibarlığımla. Yani karşımdaki insanları da ezmek istemiyorum gururum yüzünden. Zira hepi topu bir su ama abim de olsa orada, ben alırım param var canım, diye gereksiz bir kendi işimi kendim yaparım triplerine girerim ben. 

Böyle su ikramını reddedince öyle miii, diye şaşırdı ama sanırım bu bir şaşkınlık değil de bedduaydı. Çünkü işin en acıklı tarafı şimdi başlıyor.

Parayı attım.

Su düştü, ama deliğe gelmedi. tam deliğin kenarında durdu.
Böyle bir şeyin olma ihtimali yani makinenin yapısı itibarıyla suyun orada durma, deliğe düşmeme ihtimali milyonda bir bile değildir. Ama oldu.

Yanımda da başka hiç bozukluk yok mu? Ben elim boş tırıs tırıs annemin yanına döndüm. Hala düşünüyorum, o su orada nasıl kaldı, inanın akıl sır erdiremiyorum.

Hayır, yani suyu alır, parasını vermeyi teklif edersin, neden 2. yaşındaki yeğenin gibi ben, ben, diye tutturuyorsun, bir su kadar bile minnet duymak gururuna dokunuyor, diye kendime epey söylendim.

Yaa sayın okuyucu! Gururun insanı ne hallere düşürebileceğini anlatan ibretlik bir yazı okudunuz. 

Esen kalınız.