Dedem 6 kez hacca gitti, defalarca umre yaptı…

Ailemde, yakın çevremde umre yapmayan kaldığını sanmıyorum. Artan refah seviyemiz, her keseye uygun paketler sunan tur şirketleri derken son yıllarda Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret edenlerin sayısı gittikçe artıyor. Herkes yıllardır gidiyor, geliyor, uğurluyoruz, dönüyorlar, oraları dinliyoruz, illa gidin diye nasihatte bulunuyorlar.

İşte bunları düşünüp durdum ve umre ziyareti boyunca aklımda hep şu soru vardı;

Her şeye vakit ve imkân bulduk da şimdiye kadar neden umre yapamadık?

Şunu belirteyim ki umre yapmak için üst düzey bir maddi imkâna sahip olmak gerekmiyor. İnsanlar Kâbe’nin etrafını, caddeleri, sokakları, mescitleri yatak belliyor da yine de ziyarete geliyor. Yeter ki istenilsin!

Bir yandan düşünüyorum, nefis muhasebesi yapıyorum; kendi çapımda İslamiyet’i yaşamaya çalışan biriyim. Küçük yaşlarda üzerime farz olmadan namaza başladım, tesettürü seçtim, yine kendimce mutaassıp bir yaşam sürüyorum. Belirli sınırlarım var ve dışına çıkmamaya çalışıyorum. Bunları anlatıyorum çünkü böyle bir hayat sürerken ne akla hizmet şimdiye kadar oralara gitmediğime akıl sır erdiremiyorum.

Vakit bulmak noktasına ise hiç girmeyeceğim.


Peki, biz neden bu kadar geciktik?

Benim yol boyunca içimden cevabını aradığım soruya kafile başımız, hocamız cevap verdi:

Çağırılmamıştık!

O dedi ki;

Buraya üç türlü çağırılırsınız;
  • Cebrail As. çağırır ki onun çağırdığı kişiler burada ruhlarını teslim ederler.
  • Peygamber Efendimiz çağırır ki onların umresi makbul olur.
  • Şeytan çağırır ki onlar buraya kavga dövüş etmeye, bağırıp çağırmaya, birbirini iteleyip kakalamaya gelirler, bir şey istifade edemeden geri dönerler.

Umarım 3. Kişinin çağırdıklarından olmadan, makbul bir umre ile dönmüşüzdür. 

Aslında yalvarırım gidin diye herkesin paçasına yapışmak istiyorum, görmeniz gerekiyor, gözlerinizle görmeden olmaz diye kapı kapı dolanmak istiyorum. Siz de erken yaşlarda gidin, geciktirmeyin, tekrar tekrar gidin gibi cümlelerle insanları ikna etmek istiyorum ama beyhude olacağını biliyorum. Çünkü söylemek yeterli olmuyor, illaki çağrılmak gerekiyor. Çağrılmak içinse sanırım, gönülden istemek!

Kâbe-i muazzamayı ilk gördüğüm anı, ravza-ı mutahharaya, yeşil halının üzerine ayak bastığım ilk seferi hepsini anlatacağım. Tam bir sonradan görme, buldumcuk yazıları okuyacaksınız ama yazmadan edemem. 

Tüm ramazan boyunca dilimin döndüğünce anlatmak istiyorum. Belki oraya özlemim hafifler, görmeyenler görmüş gibi olur, görenler tekrar görmüş gibi olur.

Son olarak şunu eklemek istiyorum;

Uçağa binerken Instagram hesabımdan dünyanın boş olduğunu öğrenmeye gidiyorum demiştim, heyhat!

Meğerse dünyanın boş olmadığını, dünyayı boşa geçirdiğimi öğrenmeye gitmişim.

2.Kısmı şuradan okuyabilirsiniz.
3.Kısmı şuradan okuyabilirsiniz.
4.Kısmı şuradan okuyabilirsiniz.
5.Kısmı şuradan okuyabilirsiniz.

6.Kısmı şuradan okuyabilirsiniz.
7.Kısmı şuradan okuyabilirsiniz.
8.Kısmı şuradan okuyabilirsiniz.