Sıdıka’nın kimlik bilgilerinde;

Medeni hali: Bekâr, çok bakire, ev kızı… 

yazılıdır.

Annesine sinirlendiğinde ise aynen şöyle der;

Sırf neslim tükenmesin diye ölmüyorum. Kâinatın hiçbir yerinde benim kadar bahtsız bir ev kızı kalmamıştır herhalde. Sosyolojik numuneyim ekmek çarpsın. Bir bilim adamı görse üstümde doktorasını yapar.

Sıdıka'nın, bu ev kızının, hayatımıza girmesi 1997 yılına tekabül eder. Daha ilkokul çocuğu olduğum o yıllarda evde kalmış bir kızın hikâyesini bu kadar sevmem, bu dizinin bende böylesine etki bırakması mı evde kalmama sebep olmuştur, yoksa taa o zamanlarda Sıdıka gibi entel dantel, kendimden büyük laflar etmem sebebiyle zaten evde kalacağım belli midir, bilinmez.


Zaman zaman tekrarını izlediğim bu güzel dizinin Atilla Atalay’ın kitabından uyarlandığını biliyordum ama alıp okumak, ne bileyim bu kadar sevdiğim bir karakter olduğu halde hiç aklıma gelmemişti.

Sonra bunu evde kalmış çok güzel bir kız bana hediye olarak getirdi. 

Ev sarmaşığı, pencere güzeli olan bu kızı, Bush’a aşure gönderip ilişkilerimizi kuvvetlendirmeye çalışan, ülke meselelerine kafa yoran bu deliyi, gün ortamlarına kek yetiştirmeye çalışan, naylon çoraplı teyzelerin aklına girip yoldan çıkaran bu evde kalmış kız kurusu karakterini bir erkeğin yazmış olduğuna tekrar tekrar şaşırdım. 

Sıdıka dizisine bizim jenerasyon mutlaka denk gelmiştir, lakin dizisine denk gelmediyseniz evde kalmış bir kızın mizahını şahane bir ustalıkla kaleme alan Atilla Atalay’ın bu kitabını mutlaka okuyun.

Ha ama yazara şunu söylemeden de geçemeyeceğim;

Sıdıka için neden mutlu bir son yazmadınız?