Zaman zaman yalnız kalmaya tahammül edemememin sebebi, iç sesim ile baş başa kalmaktan nefret ediyor olmam.
Kendimden bu kadar mı nefret ediyorum?, hayır, bunun kendinden nefret etmekle alakası yok!
Kaldı ki; kendimle barışık olduğumu tüm hata ve kusurlarımı blog'umda rahatça sergilediğimden anlayabilirsiniz.

Yalnız kaldığımda kafamın içinde sürekli konuşan kişi, yani o ben oluyorum, çok sinir bozucu.
Olmadık saçma, eski mevzuları Osmanlı arşivlerinden daha titiz bir arşivcilik örneği sergileyerek önüme sunuyor.
Bu da, üzüldüklerime tekrar üzülmemi sağlıyor.
Bazen ipleri gevşeyip bik bik bik susmayan bu sesle, yalnız kalmayı sevmiyorum işte.


O zaman kaçıyorum, kendimden...
Nasıl mı?
Ne bileyim, evde yalnızsam izlemediğim halde tv açarım ki, kafamı meşgul etsin, o, beynimin içinde susmak bilmeyen kızın sesinin bastırsın.
Mutfakta bir işle meşgulsem, yine arka planda ses yapan bir şeyler olmalı.
Odamı toplayacaksam mesela, lap-topu getirir bir Türk filmi falan açarım, zaten zilyon kez izlediğim için, iş yaparken duyduğum ses kafidir. Görüntüler tanıdık olduğundan kafamda dolanır.

Ama belki de...

''Şimdiye kadar olan sen ile artık yaşayamıyorsan, sana her çarpan insan, seni kendinden öte bir yere atmışsa madem, belki de en iyisi kendinden uzaklaşıp, yeni bir sen ile yeni bir başlangıç yapmak, eski Sen'e olanca uzaklığı ile kalmaktır.''
Aksini iddia edebilir misiniz?




Not: Video 13 dakikalık ödüllü kısa film.Bir meteor çarpması ile kendine 91 cm uzakta yaşamak zorunda kalan bir adamın hikayesini anlatıyor. İzlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.