Evde kalmış kızın psikolojisi

Sevim Gül yazısının bir yerinde aynen şöyle diyor;
Evde kalmış bir erkek’ başlıklı yazının sahibine not: Bu yazıyı yazarken bazı argümanlarınızı kullanmış ve size cevap veriyormuşum gibi gözüküyor olabilir ancak lütfen direk şahsınıza almayınız.
Bu sebeple ona bir cevap yazısı diyemesem de şöyle bir başlık atabilirim:

Evde Kalmış Bir Genç Kız

Evde mi kaldım bilemeyeceğim ancak konudan saptığım kesin!

Merhaba Nabrut abla:)

Hem kendi hayatında hem de blog dünyasında yeni bir sayfa açmayı planlayan eski takipçilerinden biriyim. Ancak adımlarım mehter yürüyüşü olduğundan sebep arafta kendi kendine takılan bir adem kızı desem daha doğru olur sanırım.

Bir kaç gün önce blogunda evlilik hikayeleri serisinde misafir olarak ‘Evde kalmış bir erkek’ başlıklı yazı yayınlamıştın. Bir beyefendinin kaleme aldığı bu yazıda, ‘toplumun’ (hangi toplum tartışılır) erken gördüğü ama kendisinin erken olmadığını düşündüğü (kendince sebepleri olduğunu ancak bu konuyu açmadığı için tartışmaya kapalı) bir yaşta evlilik kararı verdiğini ve muhafazakar bir yaşam sürdüğü için ailesinden bu konuda yardım istediğini dile getirdi (bu konuyu kesinlikle tartışmalıyız çünkü Nouman Ali Khan gibi yeni nesil hocaların farklı fikirleri olduğu aşikar ve videoları oldukça açık) ve bu aşamada karşılaştığı adayların durumlarından ve ailelerin bakış açılarından bahsetti. 

Yazıyı okuyunca karşı cenahtan evlilik eşiğinin nasıl göründüğünü kısmen de olsa görmüş oldum. (Kısmen diyorum muhafazakar erkeklerimizin çoğunluğu hissettiklerini bu kadar gerçekçi anlat(a)maz, artık bilemeyeceğim ‘kutsal’ gururlarından mıdır nedir ancak konumuz bu da değil.)

Yazıda görmüş olduklarım üzerine yorum bırakayım dedim, ancak elimde verileriyle ayrı, yazmasıyla ayrı sürünen, talihsiz tezime, fay hattına benzer bir ruh hali de eklenince uğraşlarıma geri dönmek, kendimle bağlantılı bu konuyu ciddileştirmeyip goygoy düzeyinde bırakmak daha makul geldi. Hatta ve hatta rahatlamak için yazmayı planladığım gezi yazıları serisine başlamayı düşünüyordum. Sonrasında ne mi oldu? Neyse bırakalım o kısmı. (tartışmaya kapalı konularda biri daha) Bu yazıya cevap niteliğinde olmayan ‘tamamen’ bağımsız bir şeyler yazmaya karar verdim. 

Uzun bir giriş mi oldu? Kusura bakmayın tez yazıyorum, anlarsınız ya karakter sayısını artırmaya çalışmak alışkanlık olmuş, mazur görün efendim, ancak meraklanmayın bundan sonrasını çok uzatmayacağım hemen sonucu okuyacaksınız. (uzattı:) Hatta ardından bir de öneri patlatırım. (iç ses susmuyor:( )

Muhafazakar, mütedeyyin yaşayan, İkra'yı hayatının ilki yapmış, kızlarımızla dolu bir çevrem var elhamdülillah, yani diyorum ki evlilik kızlarımızın ilki değil, okumak, ilim-irfan öğrenmek, bu ilimleriyle neler yapabileceğine bakmak gibi uğraşları var. Belki de tam bu sebeple evlilik konusunu ciddiyetle oturup düşünemediler. (bu kısım belki bir eksiklik ancak bu konu oldukça derin ve uzun bir konu şimdilik tartışmak için askıya alalım). Her ne kadar evlilik, imanın yarısının korunduğu oldukça önemli bir konu olsa da biz dişi varlıklar için aynı zamanda kalbi bir mevzudur. O kadar kalbîdir ki, kalbimizi tam da bu anda tanımaya başlarız. 



Bazılarımızın nasibi ise farklıdır ve kendisine ait olduğunu düşündüğü kalbi tanıyamaz, kendine yabancılaşır ve kendi kendine;

"huhu kalbim orda mısın? çok uzun süredir tık yok, hayırdır iyisindir inşaallah, elma, armut Allah ne verdiyse gelmişler, bak seni soruyorlar, bir zahmet çık artık" gibi, 
drama diyalogları gerçekleşir.

Sonuçta biliriz ki "Kalpleri birbirine ısındıran ancak Allah'tır" ve aranan kalbe belki de bu sebepten ulaşılamaz.

Kalp-sevgi-emek üçleminde bir şeyler yazsam yazıyı bitiremeyeceğim o sebeple kısa kesiyorum ve geçiyorum diğer konuya. 

Evet, sizin karşınıza "odunumsu" hareketlerimizle çıkarız ama içsel mevzularından asla haberdar olamazsınız. O "erkeksilik" var ya korunmanın bir çeşididir de ruhunuz duymaz. Evet, kendi cephenizde evlendiğinizde nerede yaşayacağınızı düşünür, nasıl geçineceğinizi hesaplar, eşinize okuyacağınız şiirleri ezberler ‘ince’ ruhunuzu şenlendirirsiniz ancak karşı tarafta olup biten ‘evlilik seni sınırlar, özgürlüğünü alır, bunca yıllık tekliğini düşürür’ benzeri endişeler ve mantığının bir motor misali çalıştığının farkına varıp da bu konularda rahatlatacak girişimlerde bulunmazsınız. 

Bir ipucu vereyim; sahip olduğu kalbi ve mantığı arasında kalmış bu kadını kendi tarafınıza çekebilmeniz ancak cesaretli olmaya bağlıdır. Ancak şimdiler diyor ki; ‘hayat müşterek, ne kaa ekmek o kaa köfte, bizimde duygularımız var, hıh sen istemezsen ben hiç istemem’ benzeri bilumum geri çekilmeleri göstermek yine biz dişi cinsinde istenmediğini anlayıp, şimdiye kadar muhafaza ettiği ve açmak üzere olduğu kalbinin kapılarını kapar ve mantığının en somut kısmıyla (iş, dış görüntü, ailevi yapı…vb) işi noktalar. 

Yazılacak daha çok şey var, anlatacak daha çok vaka var ancak benim tek yön Fizan’a giden bir biletim var ve giderken kendimi tanımaya çalışacağım bir yolculuk olacağa benziyor, biraz hazırlık yapmam gerekiyor. Bu sebeple sürç-ü lisan ettiysek affola, tüm bu söylediklerim, yaşadıklarım ve çevremden edindiğim tecrübeler sonucu varmış olduğum kuvvetli kanılardır ancak birçoklarının düşüncelerini yansıtmıyor olabilir, eyvallah.

Evde kalmış bir erkek’ başlıklı yazının sahibine not: Bu yazıyı yazarken bazı ergümanlarınızı kullanmış ve size cevap veriyormuşum gibi gözüküyor olabilir ancak lütfen direk şahsınıza almayınız. Yukarıda da belirttiğim gibi tecrübeler ve sizin söylemlerinize benzer şeylere tanık olmaktan sebep diyebilirim ve ‘bir iş bitince diğerine koyul’ ayetini uygulamaya çalışmanız sizin adınıza sevindirici, inşaallah en yakın zamanda umduğunuzu bulursunuz.

Blog sahibesine not: Nabrut abla maalesef yazıyı gecenin bir yarısı yazmam ve tekrar geri dönüp bakmaya çok zamanım olmamasından ötürü dil bilgisi kurallarına ve cümle bütünlüğüne çok dikkat etmeden yazdım. Senin nadide dokunuşlarına ihtiyacı olabilir. :) Eğer ‘bu nasıl yazı, yayınlamıyorum’ dersen en azından içimi döktüğüm bir yazım olmuş olur, senin de canın sağ olsun, derim, yayınlarsan da hayırlısı artık deyip taşlanmayı bekler dururum. :)

Teşekkürler, kolaylıklar...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

18 yorum:

  1. Vay vay nabrutcum blogunda neler oluyor:) aslında kendı adıma boyle karşıt fıkırlerı okumak çok hoş hem yeni nesile dair ( söz meclisten dışarı) okadar da boş bır nesıl değilmiş diye seviniyorum . Çünkü sen bile benden bu kadar küçükken bu yazıyı yazan kızımız sana abla demiş. Tabi ben senin az öz ama tam isabet olan yazılarını sevdiğimden her iki tarafında “ yoruma açık “ diye diye yazdıkları uzuuun cümlelerini biraz edebıyata kayarak zorlama buldum. Açık olalım. Madem bır çok tecrube edınmış her iki taraf ta ozaman karşındakine açıkça ne istediğinizi söyleyin netıcede iki tarafta anlaşılmamaktan muzdarip değilmi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nabori, tüm o yazı ve yorumlardan sonra en iyi nokta atışı, imza gibi bir yorum olmuş. Kendi adıma teşekkür ederim. :)

      Sil
    2. @nabori Yaaaa sana abla demiş deyince yeni yaşıma az kalan şu günlerde ağlamaklı oldum hahah :D
      Beni çok iyi analiz ettiğin için çok teşekkür ediyorum diğer mevzuda ise tarafsız gazetecilik icabı yorum yapmıyorum :D

      @İç Ses ben de teşekkür ediyorum :)

      Sil
  2. Çok iyi bir yazı olmuş. Duygularımın çoğuna tercüman olmuş,arkadaşı tebrik ediyorum. Yüzümde gülümsemeyle okudum. Kız aç sen de bir blog seni de okuyalım. :)
    Rukiye...

    YanıtlaSil
  3. Nabrut senin blogunu okumak çok zevkli

    YanıtlaSil
  4. Açık konuşacağım ,ona karşı yazmadım deyip neredeyse her cümlesinde beyefendinin yazısına karşılık bir cevap vermiş hanımefendi bence. Üstelik o kadar uzatmış ki diyeceğini yaw hadi ne diyeceksen de sadede gel diyesim geldi okurken ahaha üzgünüm :D Araya bir kaç afilli kelime sıkıştırılmış,güzel deneme ama başarısız bir sonuç ile karşı karşıyayız diye düşünüyorum :) Hanımefendinin konuşma tarzı bende çok genç olduğu izlenimini uyandırdı fakat o yazısında çok görmüş geçirmiş ,çok tecrübeli olduğunu ispat eder nitelikte uzuun cümleler kurmuş, bunu yapmasına gerek yoktu bence

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahah Allaha yemin ederim ki değilim ,sanırım beyefendiyi savunduğumu düşündünüz fakat yorumum yalnızca hanımefendiye yönelikti :)

      Sil
    2. peki :) öyle diyorsanız öyledir.

      Sil
  5. gerçekten duygusal olarak incinmekten korkmuş ya da artık yorulmuş bir kızın yazısı bu, kendimden biliyorum çünkü

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke kendinizi bulmasaymışsınız diyeceğim o zaman :(

      Sil
  6. içerik itibariyle güzel olmuş.Cümleler daha net olsa ve daha az parantez kullanılsaydı belki daha iyi olabilirdi. Çünkü özellikle parantez kullanılan cümlelerde iki kez okudum anlamak için.
    Nabrut bir de sen ingilizceyi unutmamak ve geliştirmek için ne yapıyorsun? Emin değilim ama Kıbrıs'ta eğitim dili ingilizce oluyor değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazar adına teşekkür ediyorum.
      Telefonlarda güzel app'ler var. Onlardan faydalanıyorum. Tavsiye ederim.

      Sil
  7. Ben bu yazıda bir sonuca varamadım diğer yazılarınızda hem eğlenip hem düşünüren sıkıldım biraz üzgünüm :( nedendir bilmiyorum. Sanırım biraz da alelacele düşünülüp toparlanmadan yazılmış. bu arada sizin espirili yazılarınızı da özledim arada bir yapsanız (;

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu hafta bloğumu misafir yazarlara ayırdım ^^

      Sil
    2. Ben bu yorumu göndermeden niye bakmamışım acaba devrik değil yıkık dökük bi cümle olmuş 🙊 yeni yazıları beklemedeyim o halde 😉😇

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.